Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam43
Toplam Ziyaret704331
Şiir Tanıtım Köşesi

Az sözle çok şey anlatan, hiçbir şey söylemiyormuş gibi görünüp gerçekleri göze sokan bu seçkin şiiri siz ziyaretçilerimize sunmaktan kıvanç duyarız.
kosektas.net,
Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


AŞK DÜŞERSE BİLİNCE

Sevmekten kim usanır
Kalbe mehtap girince,
Başı dönüyor sanır
Aşk düşerse bilince.
 
Ayrımına Dünyanın
Hayırına rüyanın;
Sevincine her anın
Tutununca derince.

Yakın olur uzaklar
Her an bir anı saklar,
Delinirse yasaklar
‘Yok’ olur ince ince.

Zerdüşt sanma kendini
Bilmelisin haddini,
Ettiğin o yemini
Yalarsın gerekince.

Çomak sokma her işe
Kulak ver bu deyişe;
Zaman yok serzenişe
Gülde diken görünce.

Dimdik durmalı başın
Geçti gidiyor yaşın;
Tokalaş ve anlaşın
Bulamazsın ölünce.

Bulutlara gün doğar
Sıcak baharı kovar,
Sendeki bu havalar
Kar olup eriyince.

Silinirse umutlar
Ölür kuzu ve kurtlar,
Bir garip seni sırtlar
Güçlüyse yeterince.

Rengin sararıp solsa
Üç günlük ömrün kalsa,
Yolunda halı olsa
Basamazsın gönlünce.

Umut, ekmek fakire
Gerek yok bunca kire,
Göğsünü gere gere
Kendini bilmeyince.

Şair Dr. Salim ÇELEBİ

Anasayfa

www.kosektas.net


Ahmetli'de Akşam l Tuval Üzerine Yağlıboya116.1x88.9x12.7 cm

Ahmetli’de vakit akşam üzeri,
Ağaçların rengi bakır çalığı.
Bu ne hüner, ne üstün bir beceri,
Belli ki bu bir mahir ustalığı.

Doğal sadelik içeren, kendi tarzını karakterize eden resimler çizen Adnan Yalım'ın çizmiş olduğu resimlere bu bağlantı aracılığıyla ulaşabilirsiniz!
kosektas.net

“Boş tuvalin saflığını soyut ve somut objelerle doldurmak için yağlı boya kullanıyorum. Gerek çocukluğumda, gerek gençliğimde yaşadığım kimi anılarımı, resime yansıtarak paylaşmaya ve böylece köyüme olan vefa borcumu ödemeye çalışıyorum. Kimi zaman, gözlemlediğim doğa manzaralarını ön plana çıkararak, aynı ortamda yaşamış olan akranlarımı o büyülü alanlara taşıyacak resimler çiziyorum. Resimlerim seyredenleri, tek bir bakışla, zamanla yaşadıkları sevinçleri, attıkları kahkahaları, hissettikleri endişeleri, yeniden deneyimleyecekleri bir anın içine çektiklerinde mutlu oluyorum.

Köşektaş’a duyduğum özlem sonrası çizme fikri oluşan, “Ahmetli’de Akşam” adını verdiğim bu resim, bir zamanlar ortasında oturduğum, gitar çaldığım, şarkı söylediğim, kısaca Ahmetli’de geçirdiğim zamanın her anının bir manzarası. Kendi kuşağımdan olan herkes için bu resmi seyretmek, çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadıkları sevinci ve heyecanı, endişe ve kederi deneyimlemek için bir fırsat!" Adnan Yalım

ŞİİR İLLA DA ŞİİR

 

“Şiirin sabit bir tanımı yoktur,” denir; “Şiir gökyüzünün sonsuzluğu, denizin engin derinliğidir, ateştir, itirazdır, ütopyadır,” benim için…

TEMEL DEMİRER

26 Şubat 2024, Salı l Şiir İlla da Şiirl Temel Demirer

Kolayca okunabilen bir şiirin, kolayca yazıldığını mı sanıyorsunuz?”[1]

Johann Wolfgang von Goethe’nin, “Gökyüzüne çizilmiş resimdir;” Friedrich Hegel’in, “Güzel sanatların en üstünü ve en zor olanı,” diye tanımladıkları şiir -eskilerin deyimiyle- “İnsani bir mefkure”dir; Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre, “Saf bir lisan”dır.

“Şiirin sabit bir tanımı yoktur,” denir; “Şiir gökyüzünün sonsuzluğu, denizin engin derinliğidir, ateştir, itirazdır, ütopyadır,” benim için…

Evet, ütopyanın sesi, soluğudur o: “Şiir tanımları değişiyor,” denilse de, değişende değişmeyendir…

Devrimci şiirimizin Nâzım Hikmet’in “paltosundan” çıktığı kanısı yersiz değildir. (Tevfik Fikret’e haksızlık etmiyoruz sanırım!)

‘Garip’ ve ‘İkinci Yeni’ dalgalarının müdahaleleri de önemlidir. Lakin ‘İkinci Yeni’ hem biçim hem de imge, dil ve anlatım tekniği yönünden ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’na az şey borçlu değildir.

Sonrasında “terk etmedi sevdan beni”nin Ahmed Arif’i, Cemal Süreya, “Gülü çiğdemi filan bırak,/ Sardunyayı karidesi filan bırak,/ Acıyı ve ölümleri bırak,/ Oy pusulalarını ve seçimleri bırak,/ Evet, seçimleri özellikle bırak,/ Çünkü açlık çoğunluktadır,” diyen Turgut Uyar, dokunduğu her şeyi şiire tahvil eden Edip Cansever; kürü dahi şiire dönüştüren Can Yücel, “Yeryüzü aşkın yüzü olacak” ısrarının Adnan Yücel’i, Ahmet Telli’den Şükrü Erbaş’a daha niceleri…

Onlar bir çığlıktır, haykırıştır; haklı bir öfke, teslim alınamayan bilinçtir. Sesleri yüksek, şiirleri sivridir...

Şiir, çağa, insan gerçeğine mündemiçtir; allak bullak eder.

Zamana meydan okuyan şiir, eksiklikleri güzelliklere çevirir.

Şiir, gerçeklerin dilde yoğunlaşmış düşsel yansımasıdır. Şairin gücü sözcüklerle kurduğu ilişkide, onlara bakışındadır.

Bir şeylere benzemek zorunda değildir şiir/ ama şair, hayatı savunmakla mükelleftirler; şairin şiiri, onun kişiliğidir, tüm yaşamıdır.

Şiir, muhtevasına tam oturuyorsa şiir olmayı hak eder.

Kolay mı? Can Yücel’in, “Akılsız şiir, kafasız kalmış Danton gibidir”; İlhan Berk’in, “Ustalık kazanılır; ama çocuk olmak yitirilirse, şiirin büyük damarlarından biri yok olur”; Jean Cocteau’nun, “Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü”; Carl Sandburg’un, “Şiir, karada yaşayan ve havada uçmak isteyen bir deniz hayvanının günlüğüdür,” notunu düştükleri o, sözcüklerle güzel biçimler kurmak sanatıdır. Ama sözcük nedir? Bir anlamı, bir çağrışımı, bir gölgesi, bir rengi, tadı olandır.

Şiirin ayrı bir dili vardır ve söze yakındır. İyi bir birikimle özü ortaya çıkarır. Anlamı içerisine alan her şiir insanı sarmalar. Bir bakıma, anlam, şiirsel özün evrensel acıdaki söylemidir. Şiir dili mi anlam mı diye sorarsanız, her ikisi de derim. Çünkü bazen anlam şiir dilini, bazen de şiir anlam dilini geliştirir.

Şiirin en önemli unsurlarından biri de imgedir. Zihinde kendiliğinden canlanan duyusal, düşsel biçimi, kâğıda, söze taşırken, çağrı iletisinin gerek gerçek, gerekse soyutsal tadıdır şiirde imge…

Hatırlayın: “Şiir, sözcüklerle güzel biçimler kurmak sanatıdır… Hangi sözcük, hangi sözcükle yan yana geldiğinde nasıl bir ışık ortaya çıkar? Bunu bilmek gerek,” demesi boşuna değildir Cahit Sıtkı Tarancı’nın…

Özetle şiir sadece o şiire giren değil, girmeyen sözcüklerden oluşurken; sıradan bir dil değildir; düzyazıya çevrilemesi mümkün olmayandır.

Şiir, tek tek kelimeleri, heceleri, harfleri tartmayı gerektirirken; dizelerde dirhemle, gramla çalışırsın, kuyumculuk gibi

Kolay mı?

Octavio Paz’ın ifadesiyle, “Şiirsel yaratış dile saldırı ile başlar. Sözcükler önce tahrip edilir. Şair onları alışılmış bağlantılarından koparıp alır; konuşma dilinin şekilsiz dünyasından ayrılan sözcükler sanki yeni doğmuşçasına, biricik hâle gelirler.”

Yine Melih Cevdet Anday’ın aktardığına göre, “Duygular, düşünceler sözcükleri değil; sözcükler duygularımı, düşüncelerimi yönetiyor. Ressam Degas’nın ‘Çok güzel duygularım var; ama şiirde başarıya eremiyorum. Neden?’ diye sorması üzerine, Mallarme; ‘Dostum’ demiş, ‘Şiir sözcüklerle yazılır. Herkesin duyguları, düşünceleri var. Yetseydi herkes şair olurdu’…”

Evet şiir kolay yazılabilen bir tür değildir. O bir poetikayı, estetiği, imgeyi, anlamı, dizenin oluşumu, sözcüklerin seçimiyle biçimlendirme maharetidir; Behçet Necatigil’in, “Şiir bir kelime yatırımıdır, bir anılar toplamıdır. Bir dili mümkün olduğu kadar enine boyuna değerlendirme çabasıdır,” tanımıdır.[2]

Nihayetinde derin bir bilgi, yorumlayan bir görüş, uzun soluklu yaratı ve ustalık ister; Jacques Rancière’in işaret ettiği meseledir: “Estetik devrim, her şeyin sanata konu olabileceği fikriyle başlar, öyle ki sanat artık konusuyla, ne hakkında konuştuğuyla belirlenmez: Sanat her şeyi gösterebilir ve her şey hakkında konuşabilir. Bu anlamda, estetik devrim, dilin alanının, şiirin sonsuzca genişlemesidir. Şiirin her yerde olduğunun, resmin her yerde olduğunun kabul edilmesidir.”

* * * * *

İfadeye gayret ettiklerime güçlü bir örnek, yaşamı boyunca edebiyatla erdemi birleştirme becerisini gösterip, en zor zamanlarda bile şiire sarılmayı öğreten Cevat Çapan’dır.

Dizelerinde eski ile yeniyi, geçmiş ile şimdiyi birleştirip, “dili dillendirme edimi”yle[3] var olmuştur.

* * * * *

Ve 2014 yılı ‘Şiir Manifestosu’nda, “Kendisi de dahil hayata itirazdır. Kendisine de karşıdır, itirazına da... Savaşa karşı ama kavganın yanında. Barışa, özgürlüğe, vicdana taraftır,” diyerek “Şiir nedir?” sorusunu yanıtlayan bilge, kalender, çelebi kişiliğiyle, alçakgönüllülüğü, birikimi, çalışkanlığıyla “sokaktaki insanın”, ezilenin, hakkı yenenlerin, yokluğa yoksulluğa mahkûmların, sesiydi Refik Durbaş…

* * * * *

Bir de “Şiir ki, seviden tan yerine, çocukluktan boz oraklı ölüme, seherdeki gül çiyinden gecedeki yıldız ağmasına değin her şeye tanıktır sözcüklerle, sözcüklerin aydınlık gözleriyle, tarihe de düzene de, devrime de tanıklık eder, nice acıları kendinde deneyerek, nice değişimlerin ırmağında bir söğüt dalı gibi kayarak tanıklık, öncülük ve sözcülük eder: Direnmenin, kavganın, savaşın sözlüğü olur,” tanımıyla maruf Ceyhun Atuf Kansu…

O, Anadolu’nun, yoksulluğun sözcüsüydü; tüm zenginlikleriyle özümseyip, sindirdiği halk kültürünü çok iyi biliyordu. “Ninni”den beslenen, “masal”la ilerleyen şiirinde Anadolu’nun geçmişini bütün renkleriyle kullanıyordu…

* * * * *

“Uğruna çekilen,/ Derttir, mihnettir/ Senden yana olduğumuz sebeptir/ Kardeşçe hayat!” dizelerindeki üzere 40 kuşağı şairlerinden Enver Gökçe, inançlı/ inatçıdır.

Dizelerinde insan(lık)ı, onun mücadelesiyle, direnişiyle harmanlar…[4]

Derdi sömürüyledir, derdi savaşladır, derdi yoksullukladır, derdi zulümledir. Bu dertlerin sebebi olan muktedirleri de “Onlar/ Yoksul/ Eti/ Yerler/ Ve/ İçtikleri/ Kandır,” dizeleri ile tanımlayıp; “Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,/ Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz/ Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,/ Ayın on beşi;/ Biz olmasak Taşova’nın tütünü,/ Kütahya’nın çinisi,/ Yani bizsiz/Anne dizi, kardeş dizi, yâr dizi/Güzel değildir,”diye ekler.

Enver Gökçe şiiri, hayat bilgimizi zenginleştiren, sanatsal anlamda eriştiğimiz zenginlikle birlikte çoğalan şiirdir. Memleket kokusunu, özgürlük hissini duyumsatmayı bu çoğalan özelliğiyle sağlar. Haykıran, meydan okuyan; “kolektif hayat”ın düşünü kurup, onun savunusunu yaparken umudu örer ilmek ilmek:

“Açmaz/ Açamaz/ Deme/ Hiç/ Bir/ Zaman/ Bu/ Nar Çiçeği/ Açacaktır

Elbet/ Bizim/ Caddelerimizde de/ Bayram/ Olacak

Halkın/ Üstüne/ Böyle/ Kalksa da/ Faşist/ Namlular

Namert/ Ellerdir/ En/ Sonunda/ Bir/ Bir/ Kırılacak!”

* * * * *

“Şiir bizim eski yalnızlığımızdır. Şiir bizim en kalabalık, en verimli, en yaratıcı, en merhametli yalnızlığımızdır,” vurgusuyla ekleyen Şükrü Erbaş der ki, “Ben hangi büyük acıyı yazarsam yazayım, insanın iyiliğine, onuruna, ‘ortak kederine’, yaşama arzusuna, gelecek tutkusuna hep inandım.”[5]

“Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim/ -ki bu en büyük kötülüktür size-/ Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla/ Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi/ Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar/ Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz?” dizeleri de Onundur…

* * * * *

 “Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bâl/ Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim,/ İnhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma;/ Fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim.”

Ya da günümüz Türkçesi ile “Kimseden iyilik beklemem, kol kanat dilenmem/ Kendi hava yuvarımda, kendi göklerimde kendim uçanım,/ Baş eğmek esaret tasmasından ağırdır boynuma;/ Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim,” derdi ve “Vatanım yeryüzü, milletim insanlıktır,” diye eklerdi…

“Bir insanın ilk işi nedir?/ -cevap açık-,/ kendisi olmak,” vurgusuyla, “Arayan en sonunda gerçeği bulur,” düsturunun altını çizerdi…

“Yiyin efendiler, yiyin,/ bu doyumsuz sofra sizin,/ Doyuncaya, aksırıncaya,/ tıksırıncaya kadar yiyin!” dizelerindeki üzere düşünceleriyle/ duruşuyla etkindi.

Tevfik Fikret’ti; devrimciydi; anti-otoriterdi…

Şiir, edebiyat, dergicilik, resim, müzik, mimari ve eğitimde ilkleri söyleyip, hayata geçirendi... Çocuk, gençlik, yenilik odaklıydı... İnsancılık savunucusuydu... Düşünür, uygulayıcı, öncüydü...

* * * * *

“Şiir illa da şiir sanatı” diyerek Albert Camus’den aktarıyorum:

“Sanatsız edemeyişim, onun beni olduğumdan başka türlü olmaksızın, herkesle aynı düzeyde yaşatmasıdır. Sanat, sanatçıyı insanlardan ayrılmamaya zorlar; onu en gündelik ve en evrensel gerçeğe bağlar. Sanat, en büyük sayıda insanı, ortak acılar ve sevinçlerle coşturacak görüntüleri, biçimleri bulmaktır.”

12 Haziran 2022, İstanbul.


 

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf ve diğer tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, basılı ya da dijital, başka ortamlarda yayınlanamaz! 
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net|İletişim: kosektas@kosektas.com|Son Güncelleme: 26 Şubat 2024
  
 

İnsanlık tarihi kadar uzun bir geçmişe sahip olan ve zamanla değişik boyutlar kazanan müziğin, insanlar üzerine çok çeşitli tesirleri vardır. Bu tesirler hem menfî hem de müspet olabilmektedir. Müzik, halk arasındaki anlayışa göre ekseriyette bir eğlence vasıtası olarak görülmesine karşın, esasen duygu ve düşünceleri seslerle anlatma veya sesi düzenli ve estetik maksatlara uygun şekilde kullanma sanatıdır. J.J. Rousseau'ya göre müzik, sesleri kulağa hoş gelecek şekilde terkip etmektir. Müziğin sadece bir eğlence aracı olmadığının, insan ruhunun ve vicdanının derinliklerinden zihin ve düşünce dünyasına kadar uzanan bir iletişim yolu olduğunun anlaşılmasıyla, müziğin bu özelliğinden nasıl istifade edebiliriz düşüncesi, çok sayıda ilmî araştırmaya zemin teşkil etmiştir....
08.04.2012
Birinci Dünya Savaşı’nda, 1915 yılı Aralık ayı zemheri soğuğunda, yazlık giysilerle, Sarıkamış’ta dağ ardında mevzilendirilerek, Oltu’dan Allahüekber Dağları’na sürülen doksan bin asker, Ruslara bir kurşun bile sıkamadan, önce bitlenir, sonra da soğuktan donup ölür. Bunun üzerine Ruslar, karşılarında hiçbir askeri güç kalmadığından, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Rize ve Sivas yakınlarını kolayca işgal ederler. Hem Ruslar, hem onların desteklediği Ermenilerin kıyım ve öldürmeleri nedeniyle, bu bölgelerde yaşayan tüm Türkler, evlerini, yurtlarını terk etmek zorunda kalırlar. Bunlardan çoğu İç Anadolu Bölgesi’ne doğru göç ederek, ulaşabildikleri köylere geçici olarak yerleşirler.
26.03.2012
Türkçenin özleştirilmesi, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesine çok büyük emeği geçen dilbilimci yazar Emin Özdemir'in "Anlatım Sanatı" kitabı Bilgi Yayınları'ndan Mart 2012'de çıktı. Anlatımda yaratıcı olamayan diyalogda başarılı olamayacağı gerçeği bilindiğinden kitabın herkes için yazıldığı daha başlığından anlaşılıyor. Kitap, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes ve öncelikle Türkçeyi kullanma yetilerini geliştirmek isteyen yerli yabancı tüm öğrenciler ve öğretmenler için önemli bir başvuru kaynağı olma amacını taşıyor.
21.03.2012
Anlatılır: İki komşu kadın, önce “davlaşmışlar” sonra da saç saça, baş başa kavga ederek birbirini dövüp giysilerini yırtmışlar. En çok dövülen o olmalı ki, akşam eve gelen kocasına olanı biteni, bire bin katıp, ağlayarak anlatmış. Onu döven kadın kesinlikle mahkemeye verilecek, hapislerde çürütülecek. Adam çaresiz. Sabah erkenden kalkıp komşu kadını mahkemeye vermek için Hacıbektaş’a gitmiş. Günün her saatinde, yarı sarhoş durumdayken bile “muska” yazan Ali Hoca`nın arzuhalci dükkanına varmış.
14.03.2012
 2 
Seçim Muhasebesi


Son birkaç yılda Köşektaş'ta yapılmış işlerin, çözülmüş sorunların yanında, ihmal edilmiş sorunlar, çoğu köylülerimizi rahatsız eden hususlar da vardır. Amacımız onları, kimseye haksızlık etmeden, bize yansıtıldıkları şekilde yansıtmaktır!
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Tartışma götürmez bir gerçek; hiçbir köyde her şey mükemmel değildir. Her köyde olduğu gibi köyümüzde de, yapılmış iyi işlerin, çözüme kavuşturulmuş sorunların yanında, imkansızlıklar nedeniyle üstelerinden gelinememiş ya da doğrudan ihmal edilmiş, hatta savsaklanmış sorunlar da vardır! Bizim amacımız, yapılmış işleri, çözülmüş sorunları takdir ederken, ihmal edilmiş sorunları, köylülerimizi rahatsız eden hususları da dile getirmektir!

Hiç kuşku yok ki, son iki dönemdir görevde bulunan, yeni dönem için yeniden aday olacağı söylenen mevcut muhtar, son iki dönem boyunca, ekibi ile birlikte, takdire şayan çalışmalar yapmıştır. Mevcut muhtar ile ekibinin son iki dönem boyunca yapmış olduğu çalışmalar, çözmüş olduğu sorunlar nelerdir, bir bütün olarak sunulduğunda, bu sütunlara aktarmak isteriz! Bunu yaparken, köyümüzde son birkaç yıldır ihmal edilmiş olan sorunları ya da köylülerimizi rahatsız eden hususları da gözardı edemeyiz!

Köşektaş’ta sürekli ya da kısa aralıklarla yaşayan herkesin malumudur ki, köyümüzdeki ihmal edilmiş sorunların başında, canlıların yaşam alanlarını önemli ölçüde tehdit eder hale gelmiş olan çevre kirliliği vardır. Her ne gerekçeyle ihmal edilmiş olduğunu merak ettiğimiz çevre kirliliği, önümüzdeki seçimde seçilecek muhtarın üzerine ciddiyetle eğilmesi ve çözüme kavuşturması gereken bir sorundur!

Çevre kirliliğinden başka, dile getirilmeleri önem teşkil eden, 31 Mart’ta seçilecek muhtarın üzerlerine itina ile eğilmesi gereken, daha birçok husus var. İşte bugün çoğu köylülerimiz nezdinde sorun teşkil eden o hususlar ya da önümüzdeki seçimde seçilecek muhtardan beklentiler:

31 Mart 2024 günü seçilecek muhtarın;

  • Kibir ve bencillikten uzak olması!
  • Köy halkının sorunlarına, ayrım gözetmeksizin, ciddiyetle eğilmesi, kimi insanları, “bana oy vermedi” diye hizmetten mahrum bırakmaması!
  • Köyde yapılması gereken alt yapı işleri için İl Özel İdaresi, gerektiğinde daha üst makamlar nezdinde girişimlerde bulunmaktan kaçınmaması!
  • Köyün girişinde ve içinde yeralan hayvan gübresi basmalarının kimseyi rahatsız etmeyecek noktalara kaldırılmaları için, kanunlar çerçevesinde, girişimlerde bulunması.
  • Su taşkınlarına sebebiyet veren yetersiz köprülerin genişletilmelerini sağlaması!
  • Muhtarlığı mümküm mertebe açık tutarak insanları, evrak onaylatmak için, kapı kapı dolaştırmaması!
  • 1976 yılında bin bir zahmetle inşa edilen ve aynı yıl öğretime açılan “Köşektaş Köyü Ortaokul Binası” ile 1945 yılında bin bir zahmetle inşa edilen ve aynı yıl öğretime açılan, bugün izleri bile kalmayan “Köşektaş Köyü Eski İlkokul Binası”nın kapatılmasınının hemen ardından, 1979 yılında MEB tarafından inşa ettirilen ve 1980 yılında öğretime açılan “Köşektaş Köyü Yeni İlkokul Binası”nı inşaat şirketlerinden alarak koruma altına alınmalarını sağlaması!
  • İşsiz ve güçsüz köylülerimizden toplanmış parayla alınmış ve monte edilmiş, ancak bugün çalışmayan kameraların bakımlarını yaptırarak, çalışır hâle getirtmesi.
  • Bakımsızlıktan ve susuzluktan çürümeye yüz tutmuş ağaçların bakımlarını sağlaması.
  • İlkokul ile sağlık ocağı lojmanlarında oturma fırsatını, sadece imtiyazlı kimselere değil, ihtiyaç sahibi tüm köylülerimize, eşit bir şekilde tanıması.
  • Biçer ve hasat zamanı yaşanan kaosun önüne geçmesi, birçok alanda olduğu gibi, çıkarları gereği muhtar yanından ayrılmayan ve kendilerini ayrıcaklı gören kimselere öncelik tanımaması, tarlaların mümkün mertebe sırayla biçilmelerini sağlaması!

bire bir mülakat yaptığımız köylülerimizin dile getirdikleri hususlardır!

Aktardığımız bu hususları, köyde sürekli ya da kısa süreli yaşayan köylülerimiz dile getirmişlerdir, hususları dile getirmiş olan köylülerimizin kimlikleri bizde saklıdır!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası