• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam262
Toplam Ziyaret855669
Eşref Çelik


Eşref Çelik
Celalettin Ölgün

Bu tanıtım metni, bir insanın hikâyesinden çok daha fazlası: Bir köyün mizah anlayışını, dayanışmasını, kırgınlıklarını ve neşesini taşıyan bir belleğin kapısını aralıyor. Eşref amca, kendi kusurlarını bile gülerek anlatabilen, insanın içini ısıtan o eski zaman karakterlerinden biri olarak hâlâ yaşamaya devam ediyor.

kosektas.net


Eşref, köyün belki en şakacı kişisi. Sanırım küs, kırgın oldukları da vardır. Ama herkesle şakalaşır, kendi kusurlarını, hatalarını açıkça söylemekten çekinmez. Birkaç devre muhtarlık yaptı. Elektrik, evlere su, onun zamanında geldi. Her şeyi abartarak anlatır; şakadan da olsa, dul kadınları satlığa çıkarır.

Daha delikanlılığa yeni girdikleri yıllarda; Dilencilik mi, herhangi bir şey satmak mı, her ne amaçla gelmişse, Avanos ya da Genezin’den bir karı koca, boş evlerden birine yerleşmişler. Kadın çok kurnaz, delikanlıları hoş söz, boş vaatlerle kandırıp yolmaktaymış. Eşreflerin evindeki bir tek culuğu gözüne kestirmiş, Eşref’i kandırmaya çalışıyor,
“Yel olur, yelpen olur
Dibinde tikin olur
Seversen gelin sev
Kızlar cep çırpan olur,”

diye maniler söylüyor, tatlı diller döküyormuş. Eşref, bir gece culuğu kapmasıyla birlikte kadının evine... Eşref’e culuktan bir tike et düşsün ya!

Olanlardan habersiz anası Dilber karı, sabah, sabah durmadan ortalıkta olmayan culuğu  “cücülemekte”. O gece tilkiler bir çoklarının horozlarını götürmüş, “zaar ki?”
Karısı Kezban da kendisi gibi şakacıdır. Eşref, köye gelen tüm aptallarla, çingenelerle ilgilenir. Onlara yardımcı olur. Bir gün Kezban’a, kapılarına gelen çingene karısını gösterip;

“Beni kızdırma, valla seni şunlarla değişirim!” diye şaka yapacak olmuş. Kezban ondan aşağı kalır mı? Çinğene karısının sırtındaki kalburları sırtlayıp, “Senin değişmene gerek yok. Biz değişiyoruz,” diyerek gitmeye başlar.

Eşref: “Aman avrat, bunlar kokar, ben bunlarla yatamam,” deyince,

Çingene: “Niye kokayım, Eşref ağa? Puro sabunuyla güzelce yıkanırım, sonra da sarılır, yatarık.” der.


Eşref: Eşref Çelik. 7 Nisan 2018.
Kezban: Kezziban Çelik. Ölümü: 2015.

Celalettin ÖLGÜN

Sevil Yalım

Sevil Yalım – Resim sanatçısı. 1969 yılında Eskişehir’de doğdu. Malatya İnönü Üniversitesi Resim Bölümünü bitirdi. Yurt içinde bir kişisel sergi açtı. Halen aynı üniversitede okutman olarak çalışmaktadır.

 
 
 
 
 
   


Yorumlar - Yorum Yaz
Bakkal Eşref Emmi


Bakkal Eşref Emmi
Hüseyin Seyfi

Bir köy bakkalının kapısından içeri adım attığınızda, yalnızca bir dükkâna değil; çocukluğun en saf anılarına, toprağın kokusuna, insan sıcaklığının hiç eksik olmadığı bir dünyaya girersiniz. Bu satırlar, işte o dünyanın kapısını aralıyor.

Eşref Emmi’nin bakkalı, yalnızca sabun, şeker, akide ve defter kokan bir dükkân değildi; köyün nabzının attığı, sohbetlerin demlendiği, çocukların hayallerini büyüttüğü bir sığınaktı. Toprak zeminin sulandığında yükselen o mis gibi koku, kekliklerin ötüşü, tombala sesleri ve gençlerin neşesi… Hepsi bir zamanın içimize sinmiş sıcaklığını yeniden uyandırıyor.

kosektas.net

Çocukluğumda hatırladığım köy bakkalıydı. Dükkanın yer döşemesi toprak, beyaz topraktan badanalı olan beyaz duvara tutturulmuş terekler ve tereklere yerleştirilmiş satılan mallar, sabun, sigara, kibrit, iğne iplik, çay, şeker, reçel, kolonya, helva, tahin, sekiz on metrelik basma, pazen, öğrenciler için defter, kalem, silgi, tebeşir. Yerde dayalı akide şekeri, fıstık çuvalları. Bir masa üstünde kollu terazi ve altında çekmeceli bir masa. Çekmecede o günün hasılatı. Delikli iki buçuk kuruştan, en çok kağıt on liraya kadar. Alışverişler değişim şeklinde de olurdu. Para yerine başta yumurta, arpa, buğday verilir karşılığında tütün, çay, şeker gibi şeyler alınırdı.

Gün boyu toprak zeminde biriken  fındık fıstık kabukları  akşamdan önce, bir de sabah el süpürgesi ile temizlenirdi. Temizlikten önce zemin sulanınca mis gibi toprak kokardı. Köy bakkal dükkanlarının kokusu başkadır. Bisküvi,  akide şekeri ve sabun kokuları birbirine karışır.
İkindine doğru bağ, bahçe gibi tarım işinden dönen genç ve orta yaş grupları Eşrefin dükkanında toplanırlar, duvara yaslanmış tahta sıralara oturup şeker, fındık, fıstık bisküvide sarılmış lokum veya şeker sucuğunu atıştırırken Eşref’e takılmadan edemezlerdi. Eşref konuştukça konuşurdu. Hep hayalinde evlenmek istediği fakat evlenemediği bir kadın olurdu. Bu kadın ya Avanos’tan, ya da Erzurum’dandı. Aslı astarı var mıydı, yok muydu kimse bilemezdi.
Eşref Emmi aynı zamanda avcıydı. Pencerenin önünde ve ayrı iki kafes içinde keklik bulunurdu. Kekliklerin ne zaman öteceği belli olmaz, çocuklar olarak ötüşlerini beklerken Eşref Emmi ağzı ile sesler çıkartarak ötüşlerini sağlardı.

Eşref’in bakkalında tombala çekilir, İskambil oynanır, sohbet edilir, isteyen istediğini içerdi. Delikanlılar köy içinde döner dolaşır sonunda bakkala gelirlerdi.
Köyde, kahvehaneler sonra açıldı. Onlarda biri de yine Eşrefin kahvesiydi. Duvarda çerçeveli resmi unutmam. Aynı çerçevede bakış yerlerine göre değişen üç resim size bakardı. Karşıdan bakınca Atatürk, bir yandan bakınca Cemal Gürsel, öbür yandan da İnönü görünürdü. Kahvenin yer zemini bakkalınki gibi toprak değil, ahşaptı. O zamana göre tam bir köy kahvesiydi.

Galiba on, on iki yaşımda idim. Fincanı elli kuruşa hayatımdaki ilk kahveyi Secaattin ile iyi arkadaştık, onunla birlikte  orada içtim. Kahve şekerliydi. Hoşumuza gitti, bir daha isteyince, Eşref Emmi, “kahve bir kez içilir” diyerek bizi uyarmıştı. Biz ısrar edince kıramadı, birer fincan daha doldurdu.
Eşref Emmi, çocukla çocuk, büyükle büyüktü. Yaşı seksen yedi imiş.  Allah rahmet eylesin.

Hüseyin SEYFİ