Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam387
Toplam Ziyaret819605
Mehmet Dündar


Unutulmaz Bir Eğitimci ve Çevirmen
Mehmet Dündar

Doç. Dr. Faruk GÜÇLÜ

Mehmet Dündar’ı 1983 yılında Ankara’da henüz üniversite öğrencisi iken bir yazımı yayınlayan Öğretmen Dünyası Dergisi’nde tanıdım. Derginin yazı kurulu üyesi idi. Benim Nevşehirli olduğumu bildiği halde uzun zaman hemşehri olduğumuzu söylemedi. O zaman daktilom ve bilgisayarım olmadığından elle yazdığım yazıları Tuna Caddesi’nde bulunan dergi bürosuna götürüyordum. Mehmet Dündar hemen yazıyı alıyor imla ve Türkçe hatalarını beni incitmeden düzeltiyordu. Emekli olup, Ankara’dan ayrılıncaya kadar dostluğumuz devam etmiştir.

Kendi anlatımına göre Mehmet Dündar” Babam Ali Osman, askerliğini geç yapsın diye, bir yıl sonra 1927 olarak yazdırmış. Temmuz ayında, arpalar biçilirken doğmuşum.Yedi yaşımda, 1934 yılında köyümde ilkokula başladım. Söylediğiniz gibi çoğu köy okulları üç yıl. Olanakları olan çocuklar kentlerde tahsillerine devam ediyorlar. Okuma fırsatı olmayanlar köyde kalıyor. 4. Sınıfa Avanos’ta başladım. Bildiğiniz gibi, köyüm Köşektaş’la Avanos arası aşağı yukarı kırk kilometre. O zamanki İlçemiz Avanos’a gidiş gelişlerimiz eşekle veya yaya olur, 6 saat sürerdi. Köşektaş, Sarılar, Özkonak - Genezin, Ziyaret Dağı ve Avanos. Han parası vermemek için Özkonak’ta taş ocaklarında yatar, sabah erkenden kalkıp Avanos’a ulaşırdık. Eşeklerin üstünde getirdiğimiz çul çaput yatağımız olurdu.”Avanos’ta Ortaokul yoktu. Bu nedenle Ortaokula Kırşehir’de başladım. Ancak parasızlık yüzünden Nevşehir’e naklim alındı. Ortaokulu Nevşehir’de bitirdim. Öğretmenler kurulu kararı ile Sivas Öğretmen okuluna seçildim. Okulun yatılı olması benim için büyük şanstı. Değilse okuyamazdım. İki yıl sonunda okulu bitirince, 1948 yılında Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsünü kazandım. Burası da iki yıllıktı ve yatılıydı. Okul bitince, Avanos Ortaokulu’na toplu dersler öğretmeni olarak tayinim çıktı. Branş yoktu o zaman. Ortaokulda toplam iki öğretmendik. Bir bayan, bir de ben. Sonradan bakanlık branşlara ayırdı. Türkçe öğretmeni oldum”(Hüseyin Seyfi, Köşektaş Köyü İnternet Sitesi) Ankara adliyesinde mübaşir olan yeğeni Ali Dündar’da amcasını “yokluklar içinde ,zor koşullarda okuyan birisi” olarak anlatmaktadır.

Öğretmen arkadaşları Dündar Aydoğdu ve Kamil Gülmez’in beyanlarına göre de “Mehmet Dündar 1960 ihtilalinde Nar'da Belediye Başkanı olarak görev yapmış, Bugünkü Nar kasabasının meydanı onun başkanlık döneminde açılmış. Nar ortaokulunda müdürlük yapmıştır. Çok çalışkan disiplinli bir eğitimcidir”(Nevşehir Araştırmaları Sitesi).

Prof. Dr. Emrullah Güney hocamızın katkılarına göre de “ Şair İzzet Çetin İlkokulu bitirince ortaokula devam etmez üç yıl ara verir. Üç yıldan sonra okula gitme isteği duyar Nevşehir Ortaokuluna kayıt için başvuruda bulunur. Yaşın büyük diye kayıt yapmazlar. İzzet bu duruma çok üzülür. Nar ortaokuluna gider orada Mehmet Dündar'a durumunu anlatır. Mehmet Dündar"Köyden geliyorsun,köylü çocuğusun seni okula alıyorum "der. İzzet Çetin okula başlar. İzzet Çetin onu her zaman saygı ile anar”(Nevşehir Araştırmaları Sitesi).

Mehmet Dündar Ankara Çubuk Ortaokulu ve Lisesi Müdürlüğü de(1962-1973) yapmıştır. İlçe halkı hale kendisini “efsane müdür” olarak anmaktadır. Çubuk Belediye Başkanı Dr. Tuncay Acehan,24 Kasım öğretmenler günü yaptığı konuşmasında “Bugün sıra dışı bir konuşma yapacağım. Önce “Efsane Müdürümüz” Mehmet Dündar’dan söz edeceğim. Çubuk Ortaokulu eski Müdürü Mehmet Dündar önce kendini eğitime adayan eşsiz bir öğretmen sonra da müdürdü. Gece, gündüz, yağmur, çamur, soğuk demeden, sinema ve kahvehanelerde öğrencileri takip eder, onları toplar, sorunlarını dinlerdi. Öğrencilerin okumasında büyük rol oynamış, şimdiki Çubuk Lisesi Pansiyonu’nu yapmak için yardım derneği kurmuş ve yapımında öncülük etmişti .Bugün bu ilçede yıllar öncesinde üniversite ve yüksek okul mezunları varsa onun katkısı ve desteği inkâr edilemez.”(24 Kasım 2014 Çubuk Haber Gazetesi)

Milli Eğitim Bakanlığının “Bilgi ve kültür artırmak amacı ile o zaman yürürlükte olan yasaya göre” Fransa’ya gönderdiği Dündar orada onbir ay kalarak Fransızca’yı öğrenmiştir.

Mehmet Dündar Fransızca’dan Türkçeye çok sayıda önemli eseri çevirmiştir. Bunlar, Kitabın Tarihi (Svend Dahl) ,Çağdaş Sanat Kuramı (Klee), Aydınlar- (Louis Bodin) ve Çocuklar ve Gençler İçin 150 Yeni Oyun( C.Bruel) isimli kitaplardır.

Mehmet Dündar’ın “1979/1980 Öğretim Yılı Ankara Okul Kitapları Üzerine Bir Araştırma” isimli bir kitabı da bulunmaktadır. Öğretmen Dünyası Dergisi’nde eğitim sorunları konusunda çok sayıda makalesi yayınlanmıştır.

Emeklilik dönemini Avanos’da geçiren Mehmet Dündar 2015 yılında yaşamını yitirmiştir. Eşi Akile hanımda 01.02.2020 da vefat etmiştir.

Yararlanılan Kaynaklar;

-Hüseyin Seyfi, Köşektaş Köyü Sitesi l Söyleşi

-Ali Dündar’ın (yeğeni) Anıları

-Faruk Güçlü, Nevşehir’de Yetişenler, Ürün Yayınları,2015.

Anasayfa

www.kosektas.net
ZİYARETÇİLERİMİZİN YENİ YILINI TEBRİK EDİYOR, 2026 YILININ DÜNYAMIZA BARIŞ VE HUZUR GETİRMESİNİ TEMENNİ EDİYORUZ! KOSEKTAS.NET, KÖŞEKTAŞ KÖYÜ BİLGİSUNUM SAYFASI



Doğulu ve Batılı Kültürlerin İletişim Tarzları

İsteyenler; videoyu başlattıktan ve tam ekran yaptıktan sonra, sağ üst kısımda görünecek olan ayarlar  simgesi üzerinden, "auto translate" seçeneğine tıklayarak, Türkçe altyazıyı etkinleştirebilirler.


İletişimde Doğulu ve Batılı Kültür Yaklaşımı

1. Yüksek bağlamlı kültürler (Örneğin Japonya, Çin, Orta Doğu Ülkeleri):
İnsanlar birbirlerini tanır, ortak değerleri paylaşır. Bu yüzden her şeyi açıkça söylemeye gerek yoktur. Sessizlik, jestler, mimikler ve ima yoluyla çok şey anlatılır. Örnek: Japonya’da bir kimse doğrudan “hayır” demek yerine sessiz kalabilir. Bu sessizlik aslında “hayır” anlamına gelir.

2. Düşük bağlamlı kültürler (ABD, Kanada, Avrupa Ülkeleri):
İnsanlar farklı geçmişlerden gelir, ortak değerler daha azdır. Bu yüzden iletişimde netlik ve açıklık çok önemlidir. İletiler doğrudan, ayrıntılı ve yazılı olarak aktarılır. Örnek: ABD, Kanada ve Avrupa ülkelerinde iş anlaşmaları uzun ve ayrıntıı bir şekilde yapılır, çünkü güven, sözlü imalara değil, yazılı belgelere dayanır.

Aradaki fark:
  • Yüksek bağlamlı kültür: “Ben göz kırparım, sen anlarsın!”
  • Düşük bağlamlı kültür: “Her şeyi açıkça söylerim, sakın ola yanlış anlaşılma olmasın!”

KÖŞEKTAŞLI ÖĞRETMEN VE ÇEVİRMEN MEHMET DÜNDAR



Öğretmen ve Çevirmen
Mehmet DÜNDAR

Mehmet Dündar’ın yaşamı, sadece bir öğretmenin meslek hikâyesi değil; aynı zamanda Anadolu’nun kıraç topraklarından doğup dünyaya açılan bir bilgelik arayışının da öyküsüdür. Köşektaş’ın taşlı yollarından Fransa’nın kültür merkezlerine uzanan bu yolculuk, onun içindeki öğrenme tutkusunun ve insanı anlamaya yönelik derin merakının bir yansımasıydı. Öğrencilerine aktardığı her bilgi, çevirdiği her cümle, aslında kendi hayatından süzülen bir ışığın başkalarına ulaşma çabasıydı. kosektas.net

KOSEKTAS.NET

Köşektaşlı Öğretmen ve Çevirmen Mehmet Dündar I Taşranın Körsen Işığından Cumhuriyet’in Aydınlık Ufuklarına l 1. Ocak 2026

Anadolu’nun ortasında, toprak kokusunun ve yoksulluğun birbirine karıştığı bir köyde, Köşektaş’ta, 1927 yılında bir çocuk dünyaya geldi. Bu çocuk, ileride çok sayıda öğrencinin kaderine dokunacak, çevirileriyle kültürler arasında köprüler kuracak, idealleriyle bir döneme damga vuracak olan Mehmet Dündar’dı.

Mehmet Dündar’ın hikâyesi, sıradan bir kimsenin yaşam çizgisi değildir. Mehmet Dündar’ın hikâyesi, Cumhuriyet’in ilk kuşak öğretmenlerinin körsen bir kıvılcımı, taşranın en ücra köşelerinde nasıl bir ışık demetine dönüştürdüklerinin bir kanıtıdır.

Mehmet Dündar’ın hikâyesi, bir çocuğun, tüm imkânsızlıklara rağmen, bilgiye ulaşma hevesinin; bir gencin, yoksulluğa rağmen, tükenmeyen azminin; bir öğretmenin, karanlığa karşı tuttuğu bir ışığın hikâyesidir.

Eğitim Hayatı l Taş Ocaklarında Geçirilen Gecelerden Doğan Bir Azim

İlkokul l Yollara Düşen Bir Çocuğun Hikâyesi
Mehmet Dündar’ın eğitim yolculuğu, 1934’te Köşektaş’ın üç yıllık okulunda başladı. Ancak öğrenim aşkı, köyün sınırlarını aşmasını gerektiriyordu. İlkokula Avanos’ta devam edebilmek için kimi gün eşek üstünde, kimi gün altı saatlik yolu yürüyerek gitti geldi. Konaklayacak parası olmadığından, dönüş yolunda taş ocaklarında gecelediğini hüzünle anlatırdı. Bu olgu, onun hayatının özeti gibidir.

Yoksulluğun ortasında bile öğrenmeye meraklı bir çocuk

Ortaokul l Kentler Arasında Bir Arayış
Ortaöğrenimine, Avanos’ta ortaokul olmadığı için, Kırşehir’de başladı. İzleyen yıllarda başgösteren maddi sıkıntılar nedeniyle, naklini Nevşehir’e aldırmak zorunda kaldı.

Her kent, onun için yeni bir mücadele gerektiriyor; verdiği her mücadele onu daha güçlü kılıyordu.

Öğretmen Okulu ve Yüksekokul l Bir Mesleğin Temelleri
Ortaokuldan sonra, öğretmenler kurulu kararıyla, Sivas Öğretmen Okulu’na kabul edildi, 1948’de mezun oldu ve aynı yıl Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü’nü kazandı.

Bu yıllar, onun sadece bir meslek edinmesini değil, insan doğasını anlamaya ve eğitmeye dair alan ve genel kültür bilgisi edinmesini sağladı.

Bir Çocukluk Anısı l Hasretin Sınır Tanımazlığı
Henüz ilkokul çağındayken, aile ortamına duyduğu özlemin ağır bastığı bir gün, okuldan kaçarak, Avanos’tan Köşektaş’a kadar yürümüş; annesi onu görünce, okulu bıraktığını sanıp, büyük bir öfkeye kapılmıştır. Bu küçük anı, onun içindeki sevgiye, bağlılığa ve kırılganlığa dair sessiz bir tanıklıktır.

Mesleki Kariyer l Bir Öğretmenin İz Bırakan Yolculuğu

Öğretmenlik ve İdarecilik l “Efsane Müdür”ün Doğuşu
Mesleğe Avanos Ortaokulu’nda başladı.

1960’ta Nar Belediye Başkanlığı yaptı; ardından Nar Ortaokulu’nda müdürlük görevini üstlendi.

1962–1973 yılları arasında Ankara’nın Çubuk ilçesinde, Çubuk Ortaokulu ve Lisesi’nin müdürlüğünü yürüttü. Çubuk’taki yılları, onun adının efsaneye dönüştüğü dönemdir. Gece-gündüz, yağmur-çamur demeden öğrencilerini sinemalarda, kahvehanelerde arayıp bulan; onları okula odaklanmaya teşvik eden; sorunlarını dinleyen bir eğitim neferiydi. Okul pansiyonunun yapımına öncülük etmesi, onu “efsane müdür” olarak anılır kıldı.

Öğrencisi Dr. Tuncay Acehan’ın sözleri, bu etkinin bir yankısıdır:
Bugün bu ilçede üniversite ve yüksekokul mezunları varsa, bu başarı büyük ölçüde öğretmenimiz ve müdürümüz Mehmet Dündar’ın katkısı sayesindedir!”

Siyasi Baskılar l Tehlikeli Yıllar
Çubuk’taki görev yılları aynı zamanda siyasi çalkantıların gölgesindeydi. Sol görüşlü olduğu için, idari baskılara maruz kaldı; uzak köylere sürülmek istendi. Hatta kimi siyasi gruplar tarafından hedef gösterildi; bu durum eşinde ve çocuklarında derin travma yarattı. Sonunda, bir dağ köyüne sürülmek istendiğinde, çocuklarının ısrarıyla, emekliliği seçti. Bu dönem, onun cesaretinin, ilkelerinden ödün vermeyen kararlı duruşunun en ağır sınavıydı.

Kars Cilavuz Öğretmen Okulu
Bu döneme dair tek kayıt, Ümit Kaftancıoğlu’nun -Canan Kaftancıoğlu’nun kayınpederi- Mehmet Dündar’ın öğrencisi olduğudur. İkili hayattayken sık görüşmüş, eğitim üzerine fikir alışverişinde bulunmuşlardır.
Bu bağ, Mehmet Dündar’ın öğretmenlik etkisinin ne denli geniş bir çevreye yayıldığının bir göstergesidir.

Yazarlık ve Çevirmenlik I Kelimelerle Kurulan Köprüler
Mehmet Dündar, sadece okul içinde değil, kalemiyle de eğitime katkı sunan bir aydındı.

Yazarlık l Çevirmenlik
1979/1980 Öğretim Yılı Ankara Okul Kitapları Üzerine Bir Araştırma ve Gezi Notları” adlı kitabı, dönemin eğitim anlayışına ışık tutar. Ayrıca, Öğretmen Dünyası başta olmak üzere, çeşitli dergilerde eğitim sorunlarına dair makaleler yazdı.

1965’te Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Fransa’ya gönderildi ve orada sadece on bir ay gibi kısa bir sürede Fransızcayı öğrendi. Türkiye’ye döndüğünde, yaptığı çevirilerle Türkçeye önemli eserler kazandırdı.

Mehmet Dündar‘ın çevirileri, iki kültür arasında kurulmuş zarif bir köprü niteliğindedir:

• Çocuklar ve Gençler İçin 150 Yeni Oyun — 𝗖𝗵𝗿𝗶𝘀𝘁𝗶𝗮𝗻 𝗕𝗿𝘂𝗲𝗹
• Çağdaş Sanat Kuramı — 𝗣𝗮𝘂𝗹 𝗞𝗹𝗲𝗲
• Kitabın Tarihi — 𝗦𝘃𝗲𝗻𝗱 𝗗𝗮𝗵𝗹
• Aydınlar — 𝗟𝗼𝘂𝗶𝘀 𝗕𝗼𝗱𝗶𝗻

Bir Ömrün Sessiz Işığı
Mehmet Dündar, 2015 yılında, emeklilik yıllarını geçirdiği Avanos’ta hayata veda etti. Ardında ne bir servet ne de bir ünvan bıraktı; onun mirası, insanların yüreklerinde taşıdığı bir sıcaklık, bir cümlede gizli bir öğüt, bir öğrencinin hayatını değiştiren küçük bir dokunuştu.

Mehmet Dündar'ın geride bıraktığı hatıralar ve eserler, Köşektaş’ın mütevazı bir evinden yükselen bir ışığın, yıllar içinde nasıl genişleyip çoğaldığını gösterir. Mehmet Dündar’ın hayatı, imkânsızlıkların içinden filizlenen bir azmin; bilgiye, dile ve insana duyulan derin bir sevginin zarif bir örneğidir.

O, Anadolu’nun engebeli yollarından gelen bir çocuğun, bilgiye duyduğu sevgiyle bir ömre nasıl yön verebileceğinin bir kanıtıydı. Bir öğretmenin, bir çevirmenin, bir aydının sessiz ama derin bir iziydi.

Bugün Köşektaş’ta esen rüzgâr onun adını fısıldar; Avanos’un sokaklarında onun adımlarının yankısı duyulur; Çubuk’taki öğrencilerinin başarılarında onun emeği yaşar.

Mehmet Dündar’ın hayatı, bir insanın karanlığa karşı yanında taşıdığı körsen bir ışığın, zamanla nasıl bir güneşe dönüşebileceğinin hikâyesidir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 27 Aralık 2025

Kaynakça: Hüseyin Seyfi I Musa Kâzım Yalım I Doç. Dr. Faruk Güçlü I Dr. Tuncay Acehan I Dr. E. Sabri Dündar I Çubuk Haber Gazetesi I Çubuk Çarşı Senatosu

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net| www.kosektas.com l İletişim: kosektas@kosektas.com

 Son Güncelleme: 1 Ocak 2026
Mehmet Dündar’ın yaşamı, yalnızca bir öğretmenin meslek hikâyesi değil; aynı zamanda Anadolu’nun kıraç topraklarından doğup dünyaya açılan bir bilgelik arayışının da öyküsüdür. Köşektaş’ın taşlı yollarından Fransa’nın kültür merkezlerine uzanan bu yolculuk, onun içindeki öğrenme tutkusunun ve insanı anlamaya yönelik derin merakının bir yansımasıydı. Öğrencilerine aktardığı her bilgi, çevirdiği her cümle, aslında kendi hayatından süzülen bir ışığın başkalarına ulaşma çabasıydı.
01.01.2026
Köyümüzde verilen eğitim ve öğretime önemli katkılar sağlamış, özverili çalışmaları ile takdir toplamış olan öğretmen 𝗦𝗶𝗻𝗮𝗻 𝗨𝗰̧𝗮𝗿'ı, saygı ve minnetle anıyoruz! 𝗦𝗶𝗻𝗮𝗻 𝗨𝗰̧𝗮𝗿, Köşektaş Köyü'nün eğitim ve öğretim tarihinde iz bırakmış önemli bir öğretmen ve idareciydi. İşte hakkında derlediğimiz kapsamlı bilgiler: Mesleki kariyerine 𝟬𝟵.𝟬𝟵.𝟭𝟵𝟳𝟰'de Köşektaş Köyü İlkokulu'na müdür olarak atanarak başlamıştır. 𝗦𝗶𝗻𝗮𝗻 𝗨𝗰̧𝗮𝗿, 𝟮𝟭 yıl boyunca aynı okulda müdür olarak görev yapmış ve 𝟭𝟱.𝟬𝟳.𝟭𝟵𝟵𝟱 tarihinde emekliye ayrılmıştır. Ancak, emekliliğinden kısa bir süre sonra, 𝟬𝟭.𝟬𝟱.𝟭𝟵𝟵𝟴'de Milli Eğitim Bakanlığı'nın çağrısı üzerine, sınıf öğretmeni olarak yeniden göreve başlamıştır. Beş yıl öğretmen olarak çalıştıktan sonra, 𝟮𝟬𝟬𝟯 yılında tekrar emekliye ayrılmıştır ve 𝟮𝟬𝟮𝟱 yılının Aralık ayında vefat etmiştir. 𝗦𝗶𝗻𝗮𝗻 𝗨𝗰̧𝗮𝗿'ın okula ve okulda verilen eğitim ve öğretime olan katkıları oldukça dikkate değerdir.
29.12.2025
Doğanın görkemliliğini yakalamış, anayurdunu karış karış dolaşmış, anadilinin doğurganlığının farkına varabilmiş, az şair vardır, işte onlardan biri Nedim Uçar’dır. Şair Nedim Uçar'ın şiirleri, nadir görülen bir berraklıkta parlar; sade ve yalın, kısa ve açık dizeler, duygusal derinlik ve içgörü içerir. Şair Nedim Uçar’ın şiirleri okuyanları, karlı dağlara, sığ ormanlara, sarp yollara, alçak ovalara, coşkun ırmaklara, buz mavisi sabahlara, gül kurusu akşamlara, menekşe moru gecelere, göz kırpan yıldızlara, dik ve derin kanyonlara, sığ vadilere, engin denizlere, hırçın şelalelere, yüksek tepelere, davet eder.
20.12.2025
Beni de Köşektaşımızın çoğu insanı gibi Yahya Öğretmen okuttu: Yahya Doğan. Okulumuzda iki öğretmen vardı 1960’lı yılların başında: Yahya Doğan ve amcamın oğlu Fethi Çelebi. Birinci ve ikinci sınıfı Yahya öğretmende; üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıfı da Fethi öğretmende okumuştuk. Derslik sayısı azdı, birinci ve ikinci sınıflar bir derslikte; diğer üç sınıf da başka bir derslikte ders yaparlardı. Aynı derslikte eğitim gören üç ayrı sınıfa, yetişmek zorundaydı öğretmen!
19.12.2025
Ömer Emmi hoş, sevimli bir komşumuzdu. Otuzlu yaşlardaydı. Siyah kadife şalvarlı, orta boylu, etine dolgun, koyu esmer olmamasına rağmen, siyahı tipli bir yapısı vardı. Evlerimizin yakın olması nedeniyle hemen hemen her gün bize gelirdi. Özellikle sabahları tandır yanarken birlikte tandır başında otururduk. Ömer Emmi hoş sohbet birisiydi ya da biz çocuklara öyle gelirdi. Çocuklarla oynamayı çok seven bir karaktere sahipti. O zamanlar küçük kardeşim Hacıba iki üç yaşlarında çok sevimli, tatlı dilli bir çocuktu. Ömer Emmi bize geldiğinde özellikle onunla oynamayı çok sever, Hacıba’nın kendine sopa (kösseği) ile vurmalarına, canı acısa bile, katlanırdı. Bazen çocuğa karşı yalandan ağlama numarası yapardı. Onu böyle ağlarken gören Hacıba da ağlamaya başlardı. Bu oyunu, çocuğu fazla üzmemek için çok uzatmaz elleriyle kapattığı yüzünü birden açar gülerdi. Bu arada tekrar sopayı yer, oyun böyle sürer giderdi. Hep oyun süresince Ömer Emmi her türlü nazımıza oynardı. Biz ona, o bize büyük bir sevgi ve saygıyla bağlanm
21.04.2025
Çocukluğumda, Deliağanın evinin bulunduğu bu küçük tepeciğin ötesine, kuzey yönündeki uçsuz bucaksız ovaya hiçbir zaman gitmemiştim. O ova bitmez tükenmez gibi gelen buğday tarlaları, Sadık Köyü’ne ve ondan daha da ilerideki göçmen köyü denilen yere, ovanın puslar içerisinde belli belirsiz görünen sınırına kadar uzanırdı. Upuzun kavak ve söğüt ağaçlarının kümelendiği bir yeşilliğin tam ortasında yükselen höyüğü bu yaşıma kadar hep merak etmişimdir.
23.03.2025
Her yerde bir kartalkayası vardır. Bizimki hepsinden sıcak ve yumuşaktır. Güneşin Kartalkayadan doğduğu zamandı. Sabahları sırtlarında bütün kitapları. Küçücük dev sanılan adımları… Okula ilk gelmenin ilklik heyecanı, coşkusu… Güneşle ısınan ve ısıtan duygu… Ana yüzüne ilk gülüşteki ananın mutluluğu. Derste nasıl bulduklarını hâlâ anlayamadığı hep birlikte öğrenme arzusu… Nerden ve nasıl oluştu. Ya da nasıl oluşturuldu. Sabahın güneşi yalarken karşı bağın zerdalilerini, ısınır derslerimizdeki kabarmış bilgi açlığı… Yeniden açmış doğa. Tüm cömertliği ile yeniden oluşur börtü böcek ve çiçekler. Toprağa karışmış, gerinir kirpi ve tosbağalar. Kıdemli toplama kampı gözcüleri yercüğürceler. Oradan buraya kayarken kuyruğunu kaybeden diyetçi kelenkesteler.
23.03.2025
Uzun geçen kış mevsiminin sonunda, hasretle beklenen bahar, köyde yüzünü gösterdi. Güneş çıktı. Üşüyen toprak biraz ısındı. Toprağın üstünde üç aydan beri bekleyen kar erimeye başladı. Kar eridikçe toprağın üstü açıldı, toprağın ıslaklığı geçti ve eriyen karın altından önce kardelenler, sonra sarı çiğdemler toprak üstüne çıktı.
14.03.2025
Köşektaş, Kapadokya dairesi içinde, Avanos’a 35, Hacıbektaş’a 20 km. uzaklıkta şirin bir köy. Henüz beş altı yaşındayım. Evimizin arkasında, bir karış tozu olan yolda, yaşıt birkaç çocuk birlikte oynuyoruz. Önce derinden, sonra gittikçe yaklaşan metalik bir gürültüye dikkat kesiliyoruz. Gürültü şiddetini artırınca korkmaya başlıyoruz. Bu sırada, benden iki yaş büyük ablam, nereden aklına geldi bilmiyorum, “Teççel meççel”, “Kaçın, teççel meççel gelmiş.” diye bağırınca, her birimiz, bir tarafa dağılıyoruz. Ben, doğru samanlığa kaçıyorum. Kalbim, küt küt vuruyor. O sırada ablam yetişiyor. Bu kez de, “Kardeşim, dünya batıyor. Önce çocukları götürecekmiş teççel meççel, sonra da büyükleri.”
04.03.2025
Kitaplar, hayatınızı zenginleştirir, yaratıcılığınızı geliştirirler! Kitaplar, iyi günlerde coşkunuzu artırır, zor günlerde size umut aşılarlar! Kitaplar, karanlık günlerde adeta bir fener görevi görürler, yolunuzu aydınlatırlar! Okumak ve yazmak, sadece başkalarıyla iletişim kurmanızın bir yolu değil, aynı zamanda kendinizi geliştirmenin de bir yoludur. Merak, ona bağlı olarak da bilgi arayışı, yalnızca yaşama dair bakış açınızı genişletmekle kalmaz, aynı zamanda, iyi zamanlarınızda coşku, zor zamanlarınızda yaşama tutunmanızı sağlar! Hayatınız boyunca okuma açlığınızı gidereceğine inandığınız kitaplardan satın alın! Çünkü kitap satın almak; size umut verir, sizi mutlu eder, enerjinizi harekete geçirir, çocuklarınıza miras bırakabileceğiniz bir kütüphane oluşturmanızı sağlar.
19.02.2025
 1 
Söyleşi


 Öğretmen ve Çevirmen Mehmet Dündar ile Söyleşi
Hüseyin Seyfi

Eğitimci, yazar, araştırmacı, çevirmen Mehmet Dündar Avanos’ta yaşıyor. Bitişik komşum. İlk kitabı, Ankara okul kitaplıkları üstüne bir araştırma. Doksanına merdiven dayamış biri olarak, gençlere taş çıkartırcasına halen harıl harıl çalışıyor. Son çalışması, baskıya hazır, Aydınlar Üzerine. Üzerinde çalıştığı, ilkokul öğrencilerinin söz varlığı.

O yılların zor şartları altında nasıl okudu, nasıl öğretmen oldu, ben sordum O yanıtladı. Mehmet DÜNDAR

Hüseyin Seyfi“Bu kadar birikim ve tecrübeye soracak soru ve verilecek cevap bu sayfalara sığmaz ama kısaca isteseniz doğum tarihinden başlayalım.”

Mehmet Dündar, “Babam Ali Osman, askerliğini geç yapsın diye, bir yıl sonra 1927 olarak yazdırmış. Temmuz ayında, arpalar biçilirken doğmuşum.”

Hüseyin Seyfi, “Köyde, o zamanlar üç yıllık bir ilkokul olduğunu biliyorum. Üç yıldan sonra nasıl ve nerelerde okudunuz?”

Mehmet Dündar, “ Yedi yaşımda, 1934 yılında köyümde ilkokula başladım. Söylediğiniz gibi çoğu köy okulları üç yıl. Olanakları olan çocuklar kentlerde tahsillerine devam ediyorlar. Okuma fırsatı olmayanlar köyde kalıyor. 4. Sınıfa Avanos’ta başladım. Bildiğiniz gibi, köyüm Köşektaş’la Avanos arası aşağı yukarı kırk kilometre. O zamanki İlçemiz Avanos’a gidiş gelişlerimiz eşekle veya yaya olur, 6 saat sürerdi. Köşektaş, Sarılar, Özkonak - Genezin, Ziyaret Dağı ve Avanos. Han parası vermemek için Özkonak’ta taş ocaklarında yatar, sabah erkenden kalkıp Avanos’a ulaşırdık. Eşeklerin üstünde getirdiğimiz çul çaput yatağımız olurdu.”

Hüseyin Seyfi, “Hangi yıl idi, hatırlayabiliyor musunuz?”

Mehmet Dündar, “Avanos’ta okula başladığım yıl, 1938. O yıl radyodan haberini almıştık Atatürk’ün ölümünü. Öğleye doğru radyo açıklamıştı.”

Hüseyin Seyfi, “Avanos’ta nasıl okudunuz o yaşta, kimde kaldınız?”

Mehmet Dündar, “Köylüm Mustafa Özdoğan’ın asker arkadaşının, Hasan Hüseyin Konak’ın evinde kaldım, onlarla yedim, onlarla yatıp kalktım. Parasız pulsuz sadece bir selam ve bir hatıra. Aile ile birlikte kaldığım ev, Bayram Tepesi’nde bir tafana idi. Senin anlayacağın kayadan mağara.”

Hüseyin Seyfi, “Küçük yaşta, anadan babadan ayrı. Hiç özlem duymadınız mı?”

Mehmet Dündar, “Duymaz olur muyum?  En çok da,  iki üç yaşında Leyla  kardeşimi özlemiştim. Hasretinden yanıp tutuşuyordum, daha ilk günlerden itibaren hasret burnumda tütüyordu. Bir gün ev sahibimle çanakçıların birlikte köylere çanak satmaya gideceklerini hissettim sanki. Sorduğumda, “doğru” dedi, Evinde kaldığım Hasan Hüseyin Amca. Ve çanakçı gurubunun içine karıştım. Yürüyerek vardık köye. Anam beni karşısında görünce neye uğradığını şaşırdı ve bana çok sert tepki göstererek kızdı. Benim okuldan kaçtığımı sanmış. Kadıncağız korkmakta haklıydı. Çünkü beni okula gönderen anamdı. Tarla takım paylaşılınca, o kadar kardeşin içinde bana bir şeyin kalmayacağını düşünmüş ve okumamı istemiş.”

Hüseyin Seyfi, “Sonra?”

Mehmet Dündar, “Sonrası okuluma döndüm tabi. 4 ve 5’i Avanos’ta bitirdim. Avanos’ta Ortaokul yoktu. Bu nedenle Ortaokula Kırşehir’de başladım.”

Hüseyin Seyfi, “Kırşehir’e nasıl başladınız, kalacak yer sorun olmadı mı?”

Mehmet Dündar, “Hayır. Köşektaş’tan öğretmenim Musa Kâzım’ın Kırşehir’deki evinde bir öğretim yılı annesi ile birlikte kaldım. Öğretim yılı sonunda köye geldiğimde bir anekdotu anlatmadan edemeyeceğim. Tüm yemem içmem Öğretmenimin annesi tarafından karşılanmıştı. Bunun karşılığında Musa Kazım 12 kile buğday istedi babamdan. Sıkı ve sert bir pazarlığa tutuştular. Babam o kadar buğdayı fazla buldu. Nerdeyse kavga edeceklerdi. Oysa babam haksızdı. 12 kile buğday ev kirası bile değildi. Babamın mülke ve paraya düşkünlüğü bilinirdi. Ben, bu tartışma karşısında mahcup olmuştum.”

Hüseyin Seyfi, “Peki, sonra nasıl devam ettiniz?”

Mehmet Dündar, “Nevşehir’e naklim alındı. Ortaokulu Nevşehir’de bitirdim. Burada Avanoslu dört arkadaşla birlikte bir evde kaldık.”

Hüseyin Seyfi, “Onların ismini hatırlayabiliyor musun?”

Mehmet Dündar, “Ahmet Özer, Mehmet Özer, İbrahim Körükçü, Mehmet İnce.”

Hüseyin Seyfi, “Bunlarla ilgili anlatacağın bir anı var mı?”

Mehmet Dündar, “Mehmet İnce, çok yaramaz ve şımarıktı. Hanları filan varmış. Belki de onun etkisinden. Ortaokulu Nevşehir’de bitirdim. Öğretmenler kurulu kararı ile Sivas Öğretmen okuluna seçildim. Okulun yatılı olması benim için büyük şanstı. Değilse okuyamazdım. İki yıl sonunda okulu bitirince, 1948 yılında Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsünü kazandım. Burası da iki yıllıktı ve yatılıydı. Okul bitince, Avanos Ortaokulu’na toplu dersler öğretmeni olarak tayinim çıktı. Branş yoktu o zaman. Ortaokulda toplam iki öğretmendik. Bir bayan, bir de ben. Sonradan bakanlık branşlara ayırdı. Türkçe öğretmeni oldum.”

Hüseyin Seyfi, “Yani, Avanos Ortaokulun’da ilk öğretmenlerdensiniz.”

Mehmet Dündar, “Evet öyle.”

Hüseyin Seyfi, “Ayrıca, sizin yazı , çeviri  ve araştırma çalışmalarınızı biliyorum. Bendeki kitaplardan. Örneğin, Kitabın Tarihi (Svend Dahl) ve Çağdaş Sanat Kuramı (Klee). Başka? “

Mehmet Dündar, “Aydınlar- Louis Bodin”

Hüseyin Seyfi, “Çocukluğumda hatırlıyorum, sizin  Fransa’ya gönderilişiniz vardı, nasıl oldu anlatır mısınız?”

Mehmet Dündar, “Bilgi ve kültür artırmak amacı ile o zaman yürürlükte olan yasaya göre 1965 yılında gönderildim  ve onbir ay kaldım.”

Hüseyin Seyfi, “Bunun size ne yararı oldu?”

Mehmet Dündar, “Her şeyden önce iyi bir Fransızca öğrendim. Daha sonra dilimi ilerleterek  çevirilere başladım.

Hüseyin Seyfi, “Bu güzel söyleşi için teşekkür ediyorum Mehmet Amca. İleride tekrar buluşmak umudu ile.”

Söyleşi, Hüseyin Seyfi - Mehmet Dündar

İlk kez 18.Kasım 2014 tarihinde yayınlanmış bir söyleşidir.