Keziban Ceyhan'ın Çilesi, Onuru ve Sesi l 20 Ocak 2026
Köşektaş’ın belleğinde derin bir iz bırakan, sözü berrak, anlatısı ağır akan Ahmet Çavuş (Uçar), geçmişin acılarını, sevinçlerini ve insanın içini burkan hikâyelerini yıllarca taşıyıp aktaran bir hafıza emanetçisiydi. Onu dinleyen herkes, sözlerinin ardında yalnızca bir anlatıcının değil, zamanın kendisinin konuştuğunu hissederdi.
Ne bir kelimeyi eksik bırakır ne de bir duyguyu abartırdı. Sözünde ölçü, anlatısında vakar, yüzünde ise yılların yorgunluğunu taşıyan bir sükunet vardı.
O, yalnızca bir anlatıcı değil; köyün geçmişini bugüne taşıyan, bugünü yarına emanet eden bir hafıza bekçisiydi. Onun dilinden dökülenlere göre Keziban Ceyhan, Yusuf’un, Rıza’nın ve Süleyman’ın anasıydı; ama bundan öte, kaderin en sert rüzgârlarına tek başına göğüs germiş bir Anadolu kadınıydı.
Keziban Ceyhan’ın ömrü, savaşın gölgesinde kalmış, yoksulluğun taşına toprağına sinmiş kadınların ortak yazgısını taşır. Kocası cephede kalmış; geriye üç yetim, bir avuç umut ve yokluğun ortasında ayakta durmaya çalışan bir kadın bırakmıştır. Kıtlığın, yoksunluğun ve çaresizliğin kol gezdiği yıllarda hem çocuklarını kimseye muhtaç etmemeye uğraşmış hem de çevrenin acımasız diliyle, ağır yargılarıyla baş etmek zorunda kalmıştır.
Konu komşu, akraba, hatta kocasının yakınları bile ona omuz vermek yerine çoğu zaman yük olmuş; sözleriyle, bakışlarıyla, iftiralarıyla yüreğini daha da yaralamışlardır.
Dul bir kadının toplum içinde ayakta durmasının ne kadar zor olduğunu gösteren en acı örneklerden biridir Keziban Ceyhan’ın hikâyesi. Hem dışlanmış, hem hor görülmüş, hem de zaman zaman şiddete maruz kalmıştır. Ama yine de eğilmemiş; çocuklarını büyütmüş, onlara hem umut hem de onur bırakmıştır.
Yaşadığı acılar, iç dünyasında ağır ağır bir ağıda dönüşmüş; sitem, sabır ve yanık bir sesle yoğrulmuştur. İçinden kopan dörtlüklerinde hem kaderine karşı bir iç çekiş hem de insanın insana ettiği zulmün sessiz tanıklığı vardır. Onun dizelerini okurken Yunus Emre’nin o derin nefesi hatırlanır:
“Ben bir usanmaz ozanım,
Derdim vardır inlerim.”
Keziban Ceyhan’ın sözleri de böyledir: İçine gömülmüş bir sızı, dışına vurmuş bir çığlık. Hem çocuklarına duyduğu sevdayı taşır hem de kendisine yapılan haksızlıkların izini her dizede yeniden kanatır.
Bugün hem Keziban Ceyhan’ı hem de onun sesini bize ulaştıran Ahmet Çavuş’u saygıyla anıyoruz. Onların bugüne taşıdığı bu sözler, yalnızca bir kadının değil; bir dönemin, bir toplumun, bir acının ağıdıdır.
Keziban Ceyhan’ın Dörtlükleri l Yüreğin Yandığı, Sözün Ağıda Döndüğü Yer
Aşağıdaki dizeler, onun yaşadığı çileyi, gururu, yalnızlığı ve direncini bütün çıplaklığıyla, bütün yanıklığıyla taşır:
Batkın diyorlar babamın evine
Kapıya gelir bir sürü koyunu
İnil inil iki katar gelirken
Yetim diye içmiyorlar suyunu.
Bu dizelerde hem yoksulluğun hem de toplumun acımasız bakışının izleri vardır. “Yetim diye içmiyorlar suyunu” sözü, hem çocuklarının sahipsizliğini hem de insanların duyarsızlığını anlatır.
Ben garibim, benim arkam yoğudu
Yandı yandı yüreklerim soğudu
Gene de Mevla’ya şükürler olsun
Üç oğlum var arka arkaya büyüdü.
Burada hem kaderine boyun eğiş hem de annelik gururu vardır. “Arkam yoktu” derken yalnızlığını, “Üç oğlum büyüdü” derken direncini anlatır.
Ciğer yakar Temmuzların sıcağı
Irızam görmedi ana kucağı
Bu kadar büyüklenme düşman
Şen ettiğin İbalı’nın ocağı.
Bu dörtlükte kaderin sertliği ve insanın insana ettiği zulüm dile gelir. “Irızam görmedi ana kucağı” sözü, hayatının en derin yaralarından biridir.
Keziban Ceyhan’ın yaşamı, Anadolu’da bir kadının tek başına ayakta durmak için verdiği mücadelenin ağıtlaşmış hâlidir. Çevresindeki baskılara, yokluğa ve haksızlığa rağmen çocuklarına sarılarak hayata tutunmuş; acısını sözleriyle, onurunu ise kararlı duruşuyla korumuştur.
Onun dörtlükleri, yalnızca geçmişte yaşanmış acıların değil, insanın içindeki tükenmeyen direnme isteğinin de sesidir. Her dize, omuzlarına yüklenen haksızlıkların, yalnızlığın ve yokluğun içinden süzülüp gelen bir nefes gibidir. Bu sözlerde hem bir annenin çocuklarına tutunarak ayakta kalma çabası hem de toplumun dar kalıplarına sıkışmış bir kadının sessiz başkaldırısı duyulur.
Bugün bu dizeleri okurken Keziban’ın sesi, yalnızca kendi zamanına değil, hâlâ benzer yükleri taşıyan bütün kadınların hayatlarına dokunur. Onun ağıdı, bir köyün sınırlarını aşarak insanlığın ortak hafızasına karışır. Dörtlüklerinin yanık tınısı, hem acının hem de onurun nasıl taşındığını hatırlatır; bir kadının sessizce büyüttüğü direncin söz olup yüzyılları aşabileceğini gösterir.
kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 6 Agustos 2006