• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam113
Toplam Ziyaret867180
Eduard Zuckmayer

ÖZGÜRLÜK ADASI /INSEL DES FRIEDENS

Türk müzik öğretmeni Eduard Zuckmayer’in izini sürerken...

Ankara Gazi Üniversitesi Zuckmayer Korosu




Zuckmayer
,
 tanınmış bir isim, ancak çoğumuzun bilmediği bir şey var: Bu ünlü yazarın oldukça nüfuzlu bir kardeşi vardı...

Carl Zuckmayer bir müzik öğretmeni değil, bir yazardı. Aslında bu yazı onunla ilgili değil; bu yazı, kendisinden altı yaş büyük olan kardeşi Eduard Zuckmayer ile ilgili. Gerçekte o da tanınmış biri, ancak Almanya’da değil, Türkiye’de!

Eduard Zuckmayer, 1935 yılında eşi Gisela Jokisch ile Nazi kıyımından kaçıp Türkiye’ye sığındıktan sonra Ankara’da ardı ardına profesör, müzik öğretmeni, orkestra şefi, besteci ve tercüman olarak çalıştı.

Musiki Muallim Mektebi
1930'lu yıllar

İlk kez 1924 yılında açılan Ankara’daki Musiki Muallim Mektebi’nin şiddetle yeni bir müzik öğretmenine ihtiyacı vardı. O yıllarda 45 yaşında olan ve müzik alanındaki bilgi ve yeteneğini Almanya’da edinmiş bulunan Eduard Zuckmayer, bu iş için oldukça uygun görünüyordu. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Türkiye yönünü Batı’ya çevirmiş, giyim kuşamdan eğitime birçok alanda devrimler ve reformlar gerçekleştirilmiş, 1935 yılından itibaren ise Ankara’da bir konservatuvar açılmış ve böylece başta Eduard Zuckmayer olmak üzere birçok Alman müzisyene iş alanı açılmıştı.

İzleyen yıllarda, 1938’de, Eduard Zuckmayer müzik okulundan Devlet Konservatuvarına geçti. Orada 1970 yılına dek Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Konservatuvarını yönetti ve 600’ün üzerinde müzisyen yetiştirdi. Bugünkü konservatuvar yöneticisi Profesör Asena Gaesen, Eduard Zuckmayer’in Batı müziğini Türkiye’ye getirdiğini söylüyor.

Eduard Zuckmayer ve Öğrencileri, Ankara/Türkei

Almanya’da Unutulmuş Zuckmayer” adlı bir film çekmiş olan Barbara Trottnow’da benzer şeyler söylüyor: Öğrencileri için o hâlâ örnek alınacak bir insan. Araştırmalarında Eduard Zuckmayer’in çevresiyle olan ilişkilerini öğrendiğini ve şaşkına döndüğünü belirten Trottnow, bu özelliğini Türk kültürüne olan yakınlığı sayesinde edinmiş olabileceğini söylüyor...

 

Eduard Zuckmayer, 1941 yılında Amerika’ya sığınmış olan kardeşine, Türkiye’nin bir özgürlükler adası olduğunu ve orada savaşın şiddetini yalnızca gıda ve besin kıtlığı olarak hissettirdiğini yazıyor. Eduard Zuckmayer’in, soykırım sırasında yaşadıklarından ve gördüklerinden sonra bir değerbilirlik örneği gösterdiği söylenebilir. Peki, bir zamanlar yaşadığı Mainz’e geri dönmek istemiş miydi? Hayır! Bir mektubunda, Mainz Konservatuvarı’nın lütfunu arzulamadığını yazıyordu. Eşi ile kızı Michele Schenkirz 1950’de Almanya’ya geri döndüler; ancak o, Ankara’da kendini çok iyi hissettiğini, Türkiye’nin ikinci vatanı olduğunu söyledi ve dönmedi.

STUZ - STADT l KULTUR l EVENTS l MAINZ l AUSGABE 189 l DEZEMBER 2015 l SEITE 21

Adnan Yalım l Main Page


 



 Adnan Yalım, tuval üzerinde gezdirdiği dengeli ve kararlı fırça darbeleriyle, tarih boyunca kadın bedenine yüklenen anlamları yeniden yorumlamıştır. Sanatçı, her dönem insanlık dışı koşullarda metalaştırılan kadınların temsilini, çağdaş bir duyarlık ve güçlü bir estetik bakışla yeniden yaratır.
kosektas.net

 


Aşağıdaki bağlantılar aracılığıyla, Yalım’ın bu bağlamda dikkat çeken eserlerini inceleyebilirsiniz.
The Art of Adnan Yalım


Adnan Yalım’ın sanat anlayışının merkezinde, sanatçının “Ten‑Metal” adını verdiği özgün kavram yer alır. Yalım, eserlerinde çağdaş pop‑art estetiğini; kadın ve erkeğin toplumdaki konumlarına dair güçlü, katmanlı bir kavramsal sorgulamayla birleştirir.

Bu bağlamda sanatçı, kadın figürünü canlı, erotik ve baskın bir ifadeyle resmeder. Kadının karşısına ise doğrudan bir erkek figürü koymak yerine; eskimiş, parçalanmış, paslanmaya yüz tutmuş objeleri—tekneleri, taşıtları, makineleri ve motosikletleri—yerleştirir. Bu karşıtlık, kadının yumuşaklığı ve doğurganlığı ile erkeğin sertliği, soğukluğu ve geçiciliği arasında kurulan sembolik bir gerilim yaratır.

Adnan Yalım, kimi eserlerinde ise doğduğu topraklarla kurduğu özel bağı samimi bir dille görünür kılar. Köşektaş’ın taş evleri ve çevresindeki doğa, sanatçının fırçasında sıkça yeniden hayat bulur. Bu manzaralar, onun için bir teşekkür ve vefa ifadesidir; çocukluk ve gençlik anılarına açılan bir pencere niteliği taşır. Sanatçı, bu resimlerle izleyiciyi hem kendi kişisel hafızasına hem de o coğrafyanın ılıman estetiğine davet eder.

            

Bu resimlerdeki her fırça darbesi, sanatçının bu coğrafyaya duyduğu sevginin izini taşır. Evlerin çatılarına verdiği sıcak tonlar, bulutların yumuşak kıvrımları, tepelerin sakin iniş çıkışları... Hepsi, “Ben burayı tanıyorum, seviyorum, anlıyorum” diyen bir elin izidir.

Adnan Yalım, resimleri süslemeye çalışmamış; onları olduğu gibi, kendi sadelikleri içinde güzel bulmuş. Bu da ancak sevgiyle olur. Sevgi, abartmaz; olduğu hâliyle görür ve olduğu hâliyle değer verir. Bu resimlerde de tam olarak bu var: doğaya, köye, insana duyulan sessiz ama derin bir bağlılık.
kosektas.net


Adnan Yalım’ın “Beydağları” serisi, sanatçının doğa ile kurduğu kişisel ve duyusal ilişkinin resimsel bir yansımasıdır. Sanatçı, bu seride doğayı durağan bir görüntü olarak değil, sürekli dönüşen bir varlık olarak yorumlar. Işık, renk ve mevsim geçişleri, resimlerde yalnızca atmosfer yaratmakla kalmaz; aynı zamanda doğanın döngüselliğini, sürekliliğini ve insan deneyimiyle kurduğu ortak ritmi görünür kılar.

          

Sanatçının Eserlerinde Öne Çıkan Özellikler

➡️ Evrensel pop‑art biçimselliğini benimser; ancak bunu kişisel, ironik ve özgün bir renk anlayışıyla yeniden yorumlar.

➡️ Resimlerinde bir “itme‑çekme” dinamiği kurar: Erotik kadın figürleri izleyiciyi kendine çekerken, geometrik ve grafik öğeler bilinçli bir mesafe yaratır.

➡️ Kadını salt bir erotizm nesnesi olmaktan çıkararak, toplumsal cinsiyet rolleri, dişil güç ve varlık‑zaman ilişkisi bağlamında derinlemesine sorgular.

Diğer Tema ve Resim Örnekleri

➡️ “Ten‑Metal” Serisi: Sanatçının Ten‑Metal temalı eserleri “Saatchi Art” platformunda sergilenir; “Sanat Gezgini” platformunda ise aynı temaya ait farklı boyutlarda birçok çalışması yer alır.

          

➡️ “Zaman – İmaj” Sergisi (2011): Ankara Galeri Soyut’ta açılan bu kişisel sergi, sanatçının pop biçimselliği ve erotik anlam katmanlarını sorguladığı dönemsel bir toplamı temsil eder.

       

➡️ “K‑Pop Güncesi I”: Sanatçının güncel popüler kültür öğelerini de üretim sürecine dahil ettiğini gösteren bir çalışma.

                   

➡️ “Çığlık” (2022): Sanatçının izleyicide yaratmak istediği duygusal etkiyi tüm ayrıntılarıyla taşıyan güncel bir başyapıt niteliğindedir.


Birincil Kaynaklar: Sergi Tanıtım Bültenleri

İkincil Kaynaklar: 
Sanat Eleştirmen Metinleri

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


 

 

Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!


Yorumlar - Yorum Yaz
Film Tanıtım Köşesi
İncesulu Emine l Emine aus Incesu

Yapımcı
Barbara Trottnow
Emine, Almanya’da çalışmak için köyü İncesu’yu terk ettiğinde henüz 18 yaşındaydı. Filmde, binlerce örneği bulunan bir göç olayı anlatılıyor. Emine’nin hayat hikâyesini açık ve hararetli bir şekilde anlatışı oldukça etkileyici. Filmin Almanca ve Türkçe sürümleri mevcut olduğundan isteyen siparişini istediği dilde verebilir.

İncesu, Orta Anadolu’da küçük bir köy. Babası Emine’yi çalışması ve para kazanması için Almanya’ya göndermişti. Babasının tek arzusu ailesini yoksulluktan kurtarmaktı. Ancak Emine okula sadece iki yıl gidebilmişti ve bu yüzden ne yeterince okuma yazma biliyor ne de hesap yapabiliyordu. Hal böyleyken cebine koyduğu çalışma izniyle Almanya’ya uzun bir yolculuğa çıkıyordu. İstanbul’da gerekli tıbbi muayeneler yapılmış, Emine’nin sağlıklı olduğu ve çalışması için hiçbir engel bulunmadığı belgelenmişti.

Savaştan yeni çıkmış Almanya’nın şiddetle yabancı iş gücüne ihtiyacı vardı. Federal Almanya hükümeti bu yüzden, dövize şiddetle ihtiyaç duyan Türk hükümeti ile bir “İş Gücü Anlaşması” imzalamıştı. Bu anlaşma birçok insanı yurdunu terk ederek çalışmak için Almanya’ya gitmeye yöneltmişti.

İlk yıllarda kadınlar, Almanya’ya çalışmaya gelenlerin yüzde yirmisini oluşturmaktaydı; üstelik çoğu da yalnız gelmişti.

Emine, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen geldiği kökenden ve köyü İncesu’dan kopamadı. Film, Emine’nin Almanya’daki çalışma hayatından ve eski yurduna yaptığı ziyaretlerden kesitler sunmakta. Emine için orada her şey adeta olduğu gibi, bıraktığı gibi duruyor. Kadınlar eskiden olduğu gibi tandırda ekmek pişiriyor, eski gelenek ve göreneklere değer veriyorlardı.

Henüz çocuk yaşlarda girdiği ve kesintisiz devam ettirdiği maceralı yaşamını açık yüreklilikle anlatan Emine’nin söylediklerini kardeşi de çocukları da onaylıyor. Emine o yıllarda yaşadığı korku ve taşıdığı kuşkuları da bir bir anlatıyor. Almanya gibi bir ülkede çocuk yaştaki bir kızın yalnız başına yaşaması ne demekti ve bu durum terk ettiği köyün insanları tarafından nasıl karşılanır, nasıl yorumlanırdı? En çok genç erkeklerin peşine düşmesinden korktuğu için tıpkı yaşlı bir kadın gibi geniş bir manto giyiyordu. Bunu ona büyükannesi tavsiye etmişti. Film, Emine’nin attığı o adımın ne denli cesaretli bir adım olduğunu açık ve seçik bir şekilde gösteriyor. Artık geri dönüş ne Emine için ne de çocukları için söz konusu değil.

Neden yeterince Almanca öğrenemediğini ise şu şekilde izah ediyor Emine: “Başlangıçta çalıştığımız iş yerinde tercüman vardı. Bu yüzden Almanca öğrenme ihtiyacı duymadım. İzleyen yıllarda, evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra Almanca öğrenmek istedim, ancak zaman bulamadım.” Emine, hayat hikâyesini kendi anadilinde, Türkçe olarak anlatıyor. Filmdeki Almanca anlatım ise tecrübeli bir seslendirici tarafından eş zamanlı olarak yapılıyor ve bu sayede asıllık, özgünlük ve doğallık yüksek ölçüde sağlanmış oluyor.

Çocukları anneleriyle övünüyor. Oğlu Nafiz, annesinin henüz genç bir kızken tek bir kelime bile Almanca bilmediği hâlde, hem de tek başına Almanya’ya gelmesini oldukça cesaretli buluyor. Kızı Dilek, annesinin onca zorluğa göğüs germiş olmasının kendisine ne yararlar sağlamış olduğunun bilincinde. Çocuklarının üçü de Almancayı Türkçeden daha iyi konuşuyor. Üçü de birer meslek öğrenmiş ve Alman toplumunda kendilerine bir yer edinmişler. Üçü de ailelerinden gördükleri kimi gelenek ve görenekleri hâlâ yaşatıyor. Örneğin kızı Dilek için küçük kızının evliliğe adımını bakire olarak atması büyük önem taşımakta.

Film, uyum çalışmaları için oldukça uygundur ve Türkçe dersleri için tavsiye edilir.

Türkçe sürüm için destek Stiftung Rheinland Pfalz für Kultur  adlı bir vakıftan sağlanmıştır.

Almanca l Türkçe l İngilizce Altyazılı l Kamera: Rüdiger Kortz l Müzik: Mikail Aslan

Tanıtım metni Almanca aslından Türkçe'ye çevrilmiştir.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası