• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam268
Toplam Ziyaret850928
Site Ziyaret İstatistiği

Bilgisunum Sayfamızın Ziyaret Eğilimleri Üzerine Kısa Bir Bilgilendirme

Bu bilgilendirme, Mart 2025 – Şubat 2026 dönemine ait aylık ziyaret verilerinin genel eğilimlerini, dönemsel değişimlerini ve kullanıcı davranışları açısından taşıdığı anlamı değerlendirmek amacıyla hazırlanmıştır.

İncelenen dönemde sitemizin ziyaret verileri, düzenli ve öngörülebilir bir trafik yapısı sergilemiştir. 2025 yılı boyunca ziyaretler büyük ölçüde dengeli bir seyir izlemiş; bu durum, sitenin doğal ve sadık bir kullanıcı kitlesine sahip olduğunu göstermektedir. Bu kullanıcı grubu, ihtiyaç duydukça siteye geri dönen, içerikleri düzenli olarak takip eden istikrarlı bir topluluğu temsil etmektedir.

Kasım 2025 ile Şubat 2026 arasındaki dönemde ziyaretlerde belirgin bir artış gözlenmiştir. Bu aylarda yaşanan yükseliş, yıl sonu ve yeni yıl dönemine özgü bilgi arayışlarının, kültürel ritüellere ve geleneklere yönelik ilginin artmasıyla uyumludur. Bu dönem, sitemizin yalnızca bir bilgi kaynağı olarak değil, aynı zamanda kültürel hafızaya erişim sağlayan bir başvuru noktası olarak değerlendirildiğini göstermektedir.

Genel olarak ziyaret verileri, sitemizin hem düzenli kullanım açısından güçlü bir çekirdek kitleye sahip olduğunu hem de yılın belirli dönemlerinde artan bilgi ihtiyacına bağlı olarak daha geniş bir kullanıcı grubuna ulaştığını göstermektedir. Bu yapı, sitenin hem sürekli hem de dönemsel başvuru açısından güçlü bir konumda olduğunu doğrulamaktadır.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Kitap l Sefiller l Victor Hugo

Victor Hugo'nun "Sefiller"i adalet, kurtuluş ve insanlık durumu temalarını inceleyen klasik bir roman. Devrim sonrası Fransa'nın arka planında geçen hikaye, aralarında eski mahkum Jean Valjean ve acımasız Müfettiş Javert'in de bulunduğu çeşitli karakterlerin hayatlarını konu ediyor. Zengin anlatımı ve sosyal yorumuyla roman, ahlakın karmaşıklıklarını ve daha iyi bir toplum arayışını araştırıyor.

"Sefiller", Victor Hugo'nun onlarca yıla yayılan ve 19. yüzyıl Fransa'sındaki çeşitli karakterlerin hayatlarını araştıran destansı bir romanı. Hikaye, şartlı tahliyeyi bozan ancak kefaretini nezaketle bulan eski bir mahkum olan Jean Valjean'ın etrafında dönüyor.

Romanda aynı zamanda fuhuşa zorlanan anne Fantine ve Valjean'ın hayatıyla iç içe olan kızı Cosette de tanıtılıyor. Müfettiş Javert, katı bir adalet duygusuyla amansızca Valjean'ın peşine düşüyor.

Anlatı ilerledikçe Paris'teki Haziran İsyanı gibi tarihi olayların içinden geçiyor. Aşk, fedakarlık ve adil bir toplum için mücadele temaları romana nüfuz ederek "Sefiller"i insan doğasının ve toplumsal normların güçlü bir incelemesi haline getiriyor. Hugo'nun sosyal yorumlarıyla birleşen karmaşık olay örgüsü, derinliği ve duygusuyla okuyucuları büyüleyen ilgi çekici bir doku yaratıyor.

"Sefiller" derin sosyal yorumları, karmaşık karakter gelişimi ve karmaşık ahlaki temaların araştırılması nedeniyle bugün olmuş hala tutkuyla okunuyor. Dikkate değer yönlerden biri, Victor Hugo'nun devrim sonrası Fransa'da hüküm süren toplumsal adaletsizlikleri tasvir etmesi. Roman, sert ceza sisteminin, zengin ile fakir arasındaki büyük uçurumun ve işçi sınıfının mücadelelerinin bir eleştirisi niteliğinde.

Hugo'nun karakterleri toplumun farklı yönlerinin simgesi ve her biri insanlığın bir yönünü temsil ediyor. Jean Valjean, sert bir eski mahkumdan tutkulu bir yardımsevere uzanan yolculuğunda, kurtuluş olasılığını ve şefkatin dönüştürücü gücünü somutlaştırıyor. Müfettiş Javert ise adaletin esnek olmayan arayışını temsil ediyor ve hukuk sistemindeki ahlaki ikilemleri vurguluyor.

Romanın yapısı, ara ve ayrıntılı açıklamalarıyla Hugo'nun topluma panoramik bir bakış sunma yönündeki daha geniş amacını yansıtıyor. Örneğin, Waterloo Muharebesi ile ilgili ara açıklama, hem tarihsel bir ara bölüm hem de baskıya karşı daha geniş bir mücadele için bir metafor görevi görüyor.

Hugo kitabında ayrıca dini ve felsefi unsurları da bünyesinde barındırıyor, geleneksel ahlaki değerleri sorguluyor ve ilahi lütfun insanın kurtuluşundaki rolünü araştırıyor. İdealist devrimci Marius'un tasviri, toplumsal yapıların birey üzerindeki etkisini tasvir ederek anlatıya katmanlar katıyor.

"Sefiller", zaman ve kültürler arasında yankı bulma yeteneği nedeniyle edebi bir şaheser olmayı sürdürüyor. Romanın kalıcı geçerliliği, adalet, aşk ve daha iyi bir toplum arayışı gibi eskimeyen temaları keşfetmesinde yatıyor ve bu onu düşündürücü ve kalıcı bir edebiyat eseri haline getiriyor.

Britannica l French Literature

Bağlar Bellenirken

Bağlar Bellenirken

Hüseyin Seyfi

Bu tadımlık, bir köy baharının kokusunu, pınar suyunun serinliğini ve göçle sessizliğe gömülen bağların hüznünü taşıyan bir hatıra defteri gibi. Çocukluğun masum sesleriyle emek dolu günlerin izleri iç içe geçiyor; ibibik kuşunun masalından zerdali ağacının gölgesine, türkülerin yankısından boşalan kırların yalnızlığına uzanan bir yolculuk sunuyor.

Geçmişin sıcaklığını, kaybolan bir dünyanın sızısını ve insanın toprakla kurduğu derin bağı zarif bir dille hatırlatan bu anlatı, okuyanı hem kendi belleğine hem de zamanın sessiz değişimine davet ediyor.

kosektas.net

Bahar mevsimi de olsa, tarlada, bağda, bahçede çalışmaktan dolayı terledikçe bol su kaybeder beden. Su kaybettikçe susuzluk hissi artar. Pınardan, çeşmeden alınan su, tarlada sıcağın altında biraz beklerse “ılıktır” ne kandırır, ne de doyurur. En yakın pınardan soğuk suyun, tazesinin doldurulması gerekir.

Bağda, bağ belleyen babamın bir işareti ile Sivri’de, büyük bir derenin içindeki Necati’nin pınarına koşar, çanak sürahiyi daldırırdım pınara. Suyun basıncından dolayı, sürahinin ağzı foş foş ses çıkartır ve bir süre sonra da sesi kesilirdi. O zaman anlardım sürahinin dolduğunu. Pınarın soğuk suyundan elimi yüzümü serinletir elimde sürahi ile dereyi tırmanırdım. O mevkide, susam, ada çayı, papatya, menekşe, kuzu kulağı, dede sakalı, çalı gülleri ve sarı hardaldır hatırlayabildiklerim. Hepsi de bahar kokusu salardı çevreye mis gibi. Keklikler öterdi derelerde. Bir de, “ hep büyük kuşu.” Aslında öten ibibikti. Lakin, bir masal anlatılırdı bu kuş hakkında. O yüzden hep büyük olarak bilirdik. Masal kısaca şöyleydi; Sıcak bir yaz günü, uzun yollardan gelen bir yolcunun bostan tarlasının kenarından geçerken içi yanar susuzluktan. Canı bostan çeker. Tarla sahibinden bir bostan ister. Bostan tarlasının sahibi bostanlardan hiç birine kıyamaz. Küçük bir bostan vermek ister, ama bostanların hepsi büyüktür. “Hep büyük,hep büyük” der yolcuya. Ve kıyıp da bir bostan veremez yolcuya. Yolcu beddua eder. Hep büyük kuşu ol der. Masal bu ya, adam, o an kuş olur. Başlar hep büyük, hep büyük diye ötmeye. Bildiğimiz ibibik kuşu. Hani, şu ibibikler öter ötmez ordayım şarkısına konu olan kuş. Kim ne derse desin bahar kokusu getirir bana. Bilmem, belki de gençliğimin esintisidir bu.

Bağın ortasındaki zerdali ağacının altında yemek yerdik. Yemek, yufkanın arasında bulgur pilavı ile torba içinde koyun yoğurdu olurdu. Sabah kahvaltıda ise yufka ile sadeyağı içinde pişirilmiş yumurtaydı.

Cıvıl cıvıldı bağlar. İnsan sesleri, kuş sesleri birbirine karışırdı. Bağ bellemek sadece erkek işi değildi. Aynı zamanda kadınlar ve kızlar da yapardı. Hatta kızlar ırgat bile olurdu. Bir bağda genç erkekler çalışırken diğerinde de kızlar çalışırdı. Karşılıklı türkü bile söylerlerdi. Erkekler ve kızlar birbiriyle konuşmazlardı, konuşurlarsa laf söz çıkar ayıplanırdı. Erkeklerin günlüğü on, kızlarınki yedi buçuk liraydı altmışlı yılların ortasında.

Gün batarken eve dönülür, gün sıcaksa evin dışında kapı önüne kurulurdu sofra. Yere kilimler serilir, duvara yastıklar dayanır açık havada yenilirdi akşam yemeği. Oysa gün boyu açık havada kalınmıştı akşama kadar. Ama evin içi sıkıcı gelirdi yine de. Akşam yemeğinde çorba, patates, dolma mantı, bulgur pilavı, sahanda yumurta, erişte gibi şeyler olurdu. Köfte zahmetli yemekti. Ayrıca et gerekirdi köfte yapmak için. Nohut ve fasulye kış yemekleriydi. Irgat fazlaysa ve o gün bağ belleme işi bitmişse horoz kesilebilirdi.

O yıllarda köyümüz henüz elektrikle aydınlanmıyordu. Gaz lambasıydı evleri aydınlatan. Ay doğduğu zaman sokaklar ay ışığı ile aydınlıktı. El feneri ile çıkılırdı dışarı. O yıllar köyün en kalabalık olduğu zamandı. Henüz göç hızını almamıştı. Pat sat giden vardı Almanya’ya. Onlar da tek başlarına bekar olarak gitmişlerdi.

Çok değil, birkaç yıl sonra göç hızlandı. Köyden çıkan nasıl ve nereye çakarsa çıksın, bir daha sürekli olarak köye dönmedi. Kim bilirdi Almanya, Fransa yurt tutulacak, Mamak’ ta bir gecekonduda bir ömür tüketilecekti. İki yılda üç yılda veya düğünde bayramda gelinirse köye bir iki defa.

Göç başlayıp köyler boşaldıkça her alanda değişim hızlandı. Sosyal ilişkilerden tutun günlük yaşama, insan karakterine, kullanılan eşyalara kadar her şey değişti. Öyle bir an geldi ki kırlar, bağlar, bahçeler değişti, kullanılmaz oldu çoğu yerlerde. Her şey ekonomik değeri ile ölçüldü. “Çarşıdan pazardan alır, daha ucuza mal ederim” düşüncesi bağda bahçede doğal güzelliği ve doğal tadı bitirdi.

Şimdi bağlar harap, bahçeler yok. Kırk yıldır yaşlı ağaçlar insan sesine hasret. Dayanıp ayakta kalabilenler direnmeye çalışıyor. Geriye kalanlar kurumuş.

Boş zamanlarda ara sıra ziyaret ederim onları. Konuşup dertleşiriz. Dedemi anlatırlar, halalarımı. Ben doğmadan ölmüş onlar. Yine de hikayelerini dinlerim. Halı dokuduklarını, yastık dokuduklarını. Sağda solda kalmış bir iki hatıraları ve ağıtları.

Yârimi sarmışlar allı kilime
Ne gelirse onu derim dilime
Gelsem bile ne geliyor elimden
Üç aylarda dolu vurdu gülüme…

Testi alıp ben ineyim çeşmeye
Sahip ister sarı celep koşmaya
Ölüm ona hak mı idi bibisi
Yaşı on beş kara yere düşmeye...

Gelmedi yârim kaldım kuşlukta
Lacivert şapkası yârin başında
Size diyom size, karıyla koca
El bizi neylesin kendi işinde...

Ayrı olay ve kişilere ait bu dörtlüklerin her biri ortalama yetmiş yıldan fazla bir geçmişe sahip. Kaynak, anam Latife SEYFİ.

Hüseyin SEYFİ