Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi7
Bugün Toplam572
Toplam Ziyaret831960
Resim Tanıtım Köşesi

Norman Rockwell

11 Ocak 1966, Look Magazine, Picasso vs Sargent

Bir duvarda John Singer Sargent’in, diğerinde Picasso’nun bir tablosunun sergilendiği bir galeri salonu. Sargent’ın Bayan George Swinton portresi 1897’de, Picasso’nun Marie-Thérèse Walter portresi ise 1930’larda yapılmış. Kızıl saçlı, genç ve zarif bir kadın Picasso’nun kübist tablosuna bakarken; başka bir kadın ile küçük kızı, Sargent’ın özenle hazırlanmış yaldızlı çerçevesi içinde yer alan büyük portresini inceliyor.

Sargent’ın tablosunun önündeki kadın saçlarını bigudilere sarmış, mantosunu ve topuklu ayakkabılarını giymiş; kızı da annesi gibi saçlarını bigudilere sarmış, elinde oyuncak bebeğini tutuyor. İkisi de uzun bir dönemin idealize edilmiş zarafet ve güzellik anlayışını temsil eden bu portreye bakıyor.

Kızıl saçlı genç kadın ise kot pantolon, düz çizmeler ve siyah bir kazak giymiş; deri ceketini kolunda taşıyor. Picasso’nun kübist portresine bakarken rahat ve özgüvenli bir hâli var.

Norman Rockwell, 1963’te The Saturday Evening Post’tan ayrıldıktan sonra LOOK Magazine ve diğer bazı yayınlar için çalıştı. The Saturday Evening Post için yaptığı kapaklar Amerikan kültürünün idealize edilmiş, nostaljik bir görünümünü sunuyordu; ancak dergiden ayrıldıktan sonra üslubu ve odağı değişti. Çalışmaları giderek çevresindeki insanların taşıdığı endişelere yöneldi: sivil haklar hareketi, savaş ve yoksulluğun yarattığı toplumsal kaygılar, sanat ve bilimdeki modern gelişmeler…

Picasso ise modernizmi sanat dünyasına taşıyan en önemli figürlerden biriydi ve kültürel dönüşümlere öncülük etti. 1960’lar aynı zamanda sivil haklar hareketleri, kadın hareketleri ve sosyal normlara meydan okunan büyük kültürel değişimlerin yaşandığı bir dönemdi. Artık kadınlar annelerinin izinden gitmiyordu; odakları yalnızca eş ya da anne olmak değil, merak ederek ve sorgulayarak toplumda kendi seslerini duyurmak hâline geliyordu.

→Bu resim betimlemesi, İngilizce aslından Türkçeye uyarlanmıştır.


kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Anasayfa

www.kosektas.net

1970’lerin Sonunda Almanya’ya İltica Temelli İşçi Göçü ve İlticacıların Gündelik Ritüelleri

Fotografta donmuş gündelik ritüel, ilticacıların kültürel ve duygusal yaşama tutunma çabalarını görünür kılar.

1970’lerin sonu, Türkiye–Almanya göç tarihinde iltica temelli yeni bir döneme işaret eder. 1961 İşgücü Anlaşması’yla giden birinci kuşaktan farklı olarak, bu dönemde Almanya’ya turist vizesiyle gidip iltica başvurusu yapanların sayısı hızla artmıştı. Türkiye’deki siyasal şiddet, ekonomik istikrarsızlık, toplumsal kutuplaşma ve devlet eliyle işlenen katliamlar, 1977–1980 arasındaki bu göçü belirleyen temel etkenlerdi. Almanya’nın resmi işçi alımını durdurmuş olmasına rağmen, iltica süreçlerinin uzunluğu ve denetimlerin gevşekliği başvuranlara fiilî bir çalışma ve barınma alanı yaratıyordu.

Bu bekleme süreci hukuki belirsizlik, kültürel kopuş ve duygusal yalnızlıkla örülüydü. Çoğu kişi ailesini Türkiye’de bırakmış, kısa sürede iş bulup para biriktirmeyi umuyordu. Ancak ağır ve güvencesiz işlerde çalışma zorunluluğu, paylaşılan elverişsiz odalar ve işçi yurtları bu hayalin kırılganlığını hızla görünür kılıyordu.

Paylaşılan odalar aynı zamanda dayanışmanın kurulduğu mekânlardı. Fotograf, bu dayanışmanın gündelik bir ritüelini yakalar: dar bir odada, alçak bir masanın etrafında mantı dolduran altı kişi. Odanın darlığı, hem barınma koşullarını hem de birbirine tutunma hâlini görünür kılar.

Mantı doldurmak yalnızca yemek hazırlamak değil; köyün kokusunu, dilini ve ritmini geçici olarak yeniden kurmanın bir yoluydu. Bu buluşmalar, kültürel sürekliliği ve duygusal dayanıklılığı besleyen küçük ama etkili pratiklerdi. Türkiye’den gelen haberler, aile özlemi ve işyerindeki sorunlar bu sofralarda dolaşıma girer; sohbetler hem bireysel hem kolektif hafızayı canlı tutardı.

Bugünden bakıldığında aradan yarım asıra yakın bir zaman geçmiş olsa da, o küçük odalarda yoğrulan hamurun ve paylaşılan sofraların bıraktığı iz hâlâ taze. İlticacıların resmi kayıtları zamanla silinse de, gündelik dayanışma pratikleri—fotografta donmuş o an gibi—hafızalarda yaşamayı sürdürüyor. Bu fotograf yalnızca bir yemek hazırlığı değil; göçmenliğin duygusal dokusuna tutulmuş bir aynadır. kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

ŞUBAT AYI RİTÜELLERİ

          
Fastnacht   Sant'Agata   Saya

Şubat ayı, Avrupa ve Anadolu coğrafyasında birbirinden çok farklı görünen fakat derin yapıları itibarıyla şaşırtıcı biçimde ortak temalar taşıyan üç kutlamaya ev sahipliği yapar: Almanya’daki Fastnacht (Karnaval), Sicilya/Catania’daki Sant’Agata Festivali, ve Anadolu’daki Saya gezmeleri.

Bu üç ritüel, kökenleri farklı olsa da mevsimsel eşik, toplumsal dayanışma, kaosun kontrollü biçimde sahnelenmesi, yenilenme ve korunma gibi ortak antropolojik motifleri paylaşır.

KOSEKTAS.NET

Şubat Ayındaki Üç Kutlama: FastnachtSant’AgataSaya Arasında Kültürel Bir Karşılaştırma: 

Şubat ayı, Avrupa ve Anadolu coğrafyasında birbirinden çok farklı görünen fakat derin yapıları itibarıyla şaşırtıcı biçimde ortak temalar taşıyan üç kutlamaya ev sahipliği yapar: Almanya’daki Fastnacht (Karnaval), Sicilya/Catania’daki Sant’Agata Festivali, ve Anadolu’daki Saya gezmeleri.

Bu üç ritüel, kökenleri farklı olsa da mevsimsel eşik, toplumsal dayanışma, kaosun kontrollü biçimde sahnelenmesi, yenilenme ve korunma gibi ortak antropolojik motifleri paylaşır.


1. Fastnacht (Almanya)

Fastnacht, özellikle Ren Nehri boyunca sıralanmış yerleşim bölgelerinde güçlü bir gelenektir. Kışın sonuna yaklaşırken düzenlenen bu kutlama, tarihsel olarak kışın kötücül ruhlarını kovma, toplumsal rollerin ters yüz edilmesi, maskelerle anonimleşme ve bahara hazırlık temalarını taşır. Toplumsal hiyerarşilerin geçici olarak askıya alınması, “dünyanın tersine döndüğü” bir zaman yaratır.

2. Sant’Agata Festivali (Catania, Sicilya)

Sant’Agata kutlamaları, 3–6 Şubat arasında gerçekleşen, hem dini hem de halk kültürüne ait dev bir festivaldir.

➡️ Aziz Agata’nın şehitliği ve kenti koruduğuna dair inanç festivalin merkezindedir.
➡️ Kutsal emanetlerin taşındığı büyük geçit törenleri, loncaları temsil eden dev mumlar (candelore), halkın beyaz tunikler giymesi gibi ritüeller festivalin ana unsurlarıdır.
➡️  Festival, Etna yanardağı patlamalarına karşı Aziz’in koruyucu gücüne dair inançla da ilişkilidir. 


Bu yönüyle Sant’Agata, hem felaketlerden korunma hem de toplumsal birlik temasını taşır.

3. Saya Gezmesi (Anadolu)

Saya, özellikle Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da görülen, kışın sonuna doğru yapılan çobanlık ve bereket ritüelleridir.

➡️ Gençler veya çobanlar keçi/koyun postları giyer, yüzlerini boyar veya maske takar.
➡️ Ev ev dolaşıp bereket, bolluk ve hayvan sağlığı dilerler.
➡️ Kötü ruhları kovma, sürülerin korunması ve baharın gelişi için yapılan bir mevsimsel geçiş ritüelidir.

4. Üç Kutlamanın Ortak Noktaları

Aşağıdaki tablo, üç ritüelin ortak antropolojik temalarını özetler:

   Tema   Fastnacht      Sant’Agata     Saya  
Mevsimsel eşik / kışın sonuEvet   EvetEvet
Toplumsal birlik / kolektif ritüel Çok güçlü   Çok güçlüGüçlü
Kötülükten korunmaKaos ritüeliAziz'in koruyucu gücüKötü ruhları kovma
Kılık değiştirmeTemel unsurYok   Temel unsur
Geçit töreni Evet   EvetEv gezmeleri
Dini boyut YokÇok güçlüHalk inancı
Baharı çağırmaDolaylı   DolaylıDoğrudan

5. Antropolojik Yorum

Bu üç kutlama, farklı kültürlerde ortaya çıkmış olsalar da ortak bir yapısal mantığı paylaşır:

a) Kışın sonundaki kırılgan dönemi güvenli biçimde atlatma

Kış, tarihsel olarak ölüm, kıtlık ve hastalıkla ilişkilidir. Şubat ayı, bu tehlikeli dönemin son eşiğidir.
Her üç ritüel de bu eşiği kolektif bir enerji boşalması ile aşar.

b) Kaosun kontrollü biçimde sahnelenmesi

➡️ Fastnacht’ta toplumsal roller tersine döner.
➡️ Sant’Agata’da devasa kalabalıklar ve gece boyu süren ritüeller, düzenli bir kaos yaratır.
➡️ Saya’da gençler “öteki” varlıkları temsil eden kılıklara girer.

Tüm bunlar, toplumun gerilimini boşaltan bir işlev görür.

c) Korunma ve bereket

➡️ 
Fastnacht’ta maskeler kötü ruhları uzaklaştırır.
➡️ Sant’Agata’da Aziz’in kenti felaketlerden koruduğuna inanılır. (Wikipedia)
➡️ Saya’da sürülerin ve evlerin korunması amaçlanır.

d) Toplumsal kimliğin yeniden kurulması

Her üç ritüel de topluluğun kendini yeniden tanımladığı, birlik duygusunu tazelediği bir zaman yaratır.

6. Sonuç

Fastnacht – Sant’Agata – Saya arasında belirgin benzerlikler vardır.
Her üçü de:

➡️ Şubat ayındaki mevsimsel eşikte gerçekleşir,
➡️ toplumsal dayanışmayı güçlendirir,
➡️ kötülükten korunma ve yenilenme temalarını taşır,
➡️ ritüel performans, geçit, kolektif katılım gibi ortak yapısal özelliklere sahiptir.

Kökenleri farklı olsa da bu ritüeller, insan topluluklarının kışın karanlığından baharın ışığına geçerken benzer örüntüler gösteren bir örnek üçlüsüdür.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası l 7 Şubat 2026


Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net| www.kosektas.com l İletişim: kosektas@kosektas.com

 Son Güncelleme: 7 Şubat 2026
Köşektaş Hikayeleri


Kocaoğlan
Celalettin Ölgün

Köşektaş’ı, insanını ve geçmişini tümdengelimle değil, aldığı duyumlar ve yaptığı gözlemlerle anlatarak gösterilmek isteneni değil, var olanı (!) göstermiş olan Celalettin Ölgün’e çok teşekkür ediyoruz!

kosektas.net


Köyümüzde geleneklerin birçoğu yıllardır hiç değişmeden yaşatılır. Kış mevsiminin yarıya bölündüğü 15–17 Şubat günleri arasında düzenlenen “Saya” olarak bilinen oyun da bunlardan biridir. Saya, eski Türk geleneklerinden olup kuzuların ana karnında tüylenmeye başladığı günlerde yapılan bir kutlamadır.

“En iyi sayayı Kelik Derviş donatır” derlerdi. Sayada; elinde palaskasıyla önüne geleni döven, yüzü tava karasıyla boyanmış “Arapoğlu”; koldan kola geçirilmiş uzun bir sopanın üzerinde beyaz giysiler içinde “şebek”; kadın giysileri giymiş ama kim olduğu belli olmayan erkek “gelin”; çoban kürküne sarılmış “ayı”; “köse” ve tef çalıp türkü söyleyerek bunları oynatan gençler, Kelik Derviş’in elinde yeni bir kimlik kazanırdı.

Sayanın oynandığı evlerden yağ, bulgur, şeker ve para toplanır, sonra bunlar paylaşılırdı. Tefçi dışında tüm oyuncuların arkasındaki en büyük zil ya da “çan”ın çıkardığı ses, sayanın görkemiyle orantılı olurdu ve bu ses köyün öbür başında bile duyulmalıydı. Köyün tüm evleri—eğer “saya geliyor” diye ışıkları söndürüp içeri saklanmamışlarsa—dolaşılır, her kapıda saya oynanırdı.

Geçmiş yılların birinde, Kelik Derviş’in evinde yine görkemli bir saya donatılmış. Türkücü ve tefçi olarak Sahre’nin Hacı’sı görevlendirilmiş. Epey dolaştıktan sonra, iri yarılığıyla ün salmış ve “Kocaoğlan” namıyla bilinen Yusuf’un (Şahin) evine gelinmiş. Kocaoğlan kapıya çıkar çıkmaz Hacı türküsünü tutturmuş:

Ortaköy’ün yağmuru, Kocaoğlan
Çıkamıyom çamuru, Kocaoğlan
Kocaoğlan’ın ayağı, Kocaoğlan
Canı istiyor dayağı, Kocaoğlan...

Hacı türküsünü söylerken, gelin rolünde oynayıp dans eden kişinin Kocaoğlan’ın oğlu Asım’dan başkası olmadığı anlaşılmış. Kocaoğlan ilk başta kendisiyle alay edildiğini fark etmemiş; ancak “Kocaoğlan şöyle, Kocaoğlan böyle” söylemlerinin uzamasıyla, söylenenleri kavradıktan sonra eline bir sopa alıp:

“Ne diyo bunlar!” diyerek sayacıları kovalamaya başlamış.

Köşektaş düğünlerinin renkli simaları Kel Köçek ile Kelik Derviş yanyana ve kolkolalar.


Kelik Derviş: Derviş Tek. Kurtuluş Savaşı gazisidir. Yarı erkek yarı kadın bir yaşam tarzı sürer; giyim ve davranışlarıyla kadınlara özenirdi.
1974 yılında ölmüştür.

Kocaoğlan: Yusuf Şahin. Kurtuluş Savaşı’na katılmış, fakat daha sonra kaçmıştır. Bu sebeple İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmış, idama mahkûm edilmiş, daha sonra afla kurtulmuştur.
1983 yılında ölmüştür.