• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/Facebook
  • https://www.twitter.com/Twitter
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam399
Toplam Ziyaret891708
Çocukluğun Göğe Uzanan İzleri



Resim:
Mutual Art adlı bir sayfadan edinilmiş bir kopya.

Bu sahne, çocukluğun toplumsal olarak nasıl kurulduğunu ve doğayla kurulan oyun temelli ilişkinin kültürel anlamlarını görünür kılar. Uçurtma uçuran çocuk figürü, yalnızca bireysel bir oyun pratiğini değil, aynı zamanda belirli bir dönemin çocukluk ideallerini, özgürlük anlayışını ve mekânla kurulan ilişkiyi temsil eder.

El yapımı uçurtma, tüketim kültürünün henüz belirleyici olmadığı bir dönemde, çocukların oyun araçlarını kendi emekleriyle üretme pratiğini yansıtır. Bu durum, hem yaratıcılığın hem de toplumsal dayanışmanın (örneğin aile bireylerinin birlikte uçurtma yapması) erken yaşlarda nasıl şekillendiğine dair ipuçları sunar.

Sahnenin açık bir doğa mekânında —deniz kıyısında, rüzgârın belirgin olduğu bir alanda— kurulmuş olması, çocukluğun kamusal alanla kurduğu ilişkiyi de gösterir. Günümüzün kapalı mekânlara sıkışmış, dijitalleşmiş çocukluk deneyimlerinin aksine, burada çocukluk dış mekânda özgürce hareket edebilme, bedensel deneyim yoluyla dünyayı tanıma ve doğayla etkileşim kurma üzerinden tanımlanır.

Uçurtmanın gökyüzüne yükselişi, sosyolojik açıdan çocukluk hayallerinin “yükselmesi” çağrışımından öte, bireyin toplumsal sınırları aşma arzusunu, kendi özerkliğini kurma çabasını ve geleceğe dair umutlarını sembolize eder.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası

Anasayfa

www.kosektas.net



İsteyenler, videoyu başlattıktan sonra sağ üst köşede görünecek olan ayarlar düğmesi  aracılığıyla Türkçe altyazıyı etkinleştirebilirler.


Yuval Noah Harari’nin “Hayali Gerçeklik” Kavramı

YANIK RÜYALAR



Şair Dr. Salim Çelebi’nin “Madımak – 2 Temmuz Yangını” adlı şiiri
, Madımak Katliamı’nı yalnızca “anımsayan” bir metin değildir; rüya–kâbus–vizyon üçgeninde ilerleyen, tarihsel acıyı kolektif bir diriliş ve yüzleşme ritüeline dönüştüren bir ağıttır. Şair, Sivas’ta yakılan canları birer sembol, birer rehber, birer tanık olarak çağırır; bireysel rüyasını toplumsal hafızanın ortak rüyasına dönüştürür.

MADIMAK ŞİİRİNİN ANATOMİSİ

Alev ve Hafıza Arasında: Şair Dr. Salim Çelebi’nin “Madımak – 2 Temmuz Yangını” Adlı Şiiri Üzerine:

Yapısal Çerçeve: Rüya – Kâbus – Vizyon Üçlemesi

Şiir, “Uyku tutmadı dün” cümlesiyle başlar. Bu, bilinç ile bilinçdışı arasındaki eşiktir. Şair ne uyanıktır ne uykulu: travmanın eşiği.

Bu eşikte:

➡️ Rüya, geçmişi çağırır.
➡️ Kâbus, katliamı yeniden yaşatır.
➡️ Vizyon, geleceğe dair bir etik çağrı üretir.

Bu üç hâl, şiirin bütününe yayılır.

Zamanın Donması: “Takvimin bütün yaprakları iki temmuzdu”

Bu çok güçlü bir imgedir.

➡️ Takvim yapraklarının hepsinin aynı güne dönüşmesi, travmanın zamansızlaşmasıdır.
➡️ 2 Temmuz artık bir tarih değil, bir yara, bir döngü, bir kamburdur.
➡️ Şair, bireysel hafızasını kolektif hafızayla birleştirir: “Sırtımızda kambur 2 Temmuz 1993!”

Bu, toplumsal travmanın kalıcı yüküdür.

Şairlerin, Ozanların, Aşıkların Çağrılması: Hallacı Mansur, Pir Sultan, Nesimi

Şair, Sivas’ta yakılan canları yalnız bırakmaz; tarih boyunca yakılan, derisi yüzülen, asılan tüm hakikat erenlerini çağırır.

Bunlar:

➡️ Hallacı Mansur – “Enel Hak” diyen hakikat sesi
➡️ Pir Sultan Abdal – zulme karşı direniş
➡️ Seyyid Nesimi – derisi yüzülerek öldürülen hakikat şairi
➡️ Ruhi Su, Mahzuni, Veysel, Altıok, Aysan… – Anadolu’nun vicdanı

Bu çağrı, şiiri bir tarihsel zincire bağlar: Sivas yalnız değildir; Maraş, Çorum, Dersim ile aynı çizginin devamıdır.

Bu bölüm, kolektif acının sürekliliğini gösterir.

Çocukların Konuşması: Menekşe ve Koray

Şiirin en sarsıcı bölümlerinden biri.

Menekşe Kaya (14) ve Koray Kaya (12), Madımak’ta yanarak ölen iki kardeştir.

Şair onları:

➡️ “Tek bir saz çalan, tek bir beden” olarak betimler.
➡️ Bu birlik, hem kardeşlik hem de Alevi kültürünün sazla bütünleşmiş ruhudur.

Çocukların sözleri:

➡️ “Annemizi özledik: Kucağını!”
➡️ “Elimizdeki ekmek de yandı!”
➡️ “Çocukluğumuz muydu suçumuz?”

Bu bölümde şair en çıplak insanlık sorusunu sorar: “Nerede kaldı insanlık?”

Bu sorunun cevabı yoktur; şair bu soruyu bilinçli olarak cevapsız bırakır.

Ağıtın İçinde Direniş: “İlk kez dalga dalga diriliş gördüm!”

Şair, acıyı yalnızca anlatmaz; acının içinden bir diriliş sezgisi çıkarır.

Bu diriliş:

➡️ Fiziksel değil, etik bir diriliştir.
➡️ "Mazlumların insanlığı yakılmak istenmişti” derken, insanlığın yeniden doğuşunu da ima eder.

Bu, şiirin manifesto niteliğini güçlendirir.

Aşık Veysel Bölümü: Toprak, Madımak ve İnsanlık

Veysel’in dizeleri, şiirin en yoğun sembolik katmanıdır.

➡️ Madımak: Anadolu’nun en sade, en mütevazı bitkisi 
➡️ Toprak: hem yaşam hem ölüm
➡️ Kızılırmak: arınma, akış, tarih

Veysel’in sözleri, katliamı Anadolu’nun vicdanına bağlar:

“Kızılırmak paklayamaz sizleri.”

Bu, suçun büyüklüğünü anlatan bir ahlaki yargıdır.

“Saklambaç” İmgesi: Çocukların Ölümü Bir Oyuna Dönüşür

Bu bölüm, şiirin en çarpıcı metaforlarından biridir.

“Saklambaç oynanıyor sandık.”

Çocuk zihni, ölümün gerçekliğini kavrayamaz; onu bir oyuna benzetir. Ama oyunun ebe’si “çok kurnazdır”: yobazlık.

Bu, masumiyet ile barbarlık arasındaki trajik karşılaşmadır.

Kolektif Koro: “Dildik biz; gül’dük biz; gönüldük biz; öldük biz.”

Bu bölüm, şiirin epik kısmıdır.

➡️ Bir koro konuşur.
➡️ Sesler tekleşir.
➡️ Bu, Madımak’ta ölenlerin ortak sesidir.

“Sağ olsun yakanlar; seyredenler şen!” Bu satır, acının en keskin politik eleştirisidir: Seyredenlerin sorumluluğu.

Pir Sultan’ın Dirilişi: “Pir Sultan ölür dirilir.”

Bu bölüm, şiirin doruk noktasıdır.

Pir Sultan’ın sözleri, katliamı tarihsel bir zulüm döngüsüne bağlar:

➡️ Firavun – Musa
➡️ Şeytan – Hak
➡️ Zalim – Mazlum

“Üçüncü ölmem bu hayın” Bu, Alevi tarihinin bitmeyen zulüm döngüsünü anlatır.

Ama aynı zamanda bir diriliş yeminidir.

Metin Altıok ve Behçet Aysan: Şiirin İçinde Şiir

Bu iki şair, Madımak’ta yaşamını yitiren gerçek şairlerdir.

Onların dizelerinin şiire dahil edilmesi:

➡️ Bir metinlerarası ağıt yaratır.
➡️ Katliamın içinden doğan şiir, bu şiirin içine geri döner.
➡️ Hafıza kendini yeniden üretir.

Bu, şiirin en edebi katmanıdır.

Son Bölüm: Etik Çağrı

Şair, şiiri bir yemin ile bitirir:

“İnsanlık için söz ver ve ant iç.”

Bu, şiirin yalnızca bir ağıt değil, bir toplumsal sorumluluk çağrısı olduğunu gösterir.

“Ben uyandım! Ya siz?” Bu, okura yöneltilmiş bir vicdan sorusudur.

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası'nda yer alan metin, resim, fotograf gibi tüm içeriklerin hakları asıl sahiplerine aittir! Söz konusu bu içerikler, sahiplerinin rızası olmadan, matbu ya da dijital, başka ortamlarda kullanılamaz!

kosektas.net, Köşektaş Köyü Bilgisunum Sayfası


www.kosektas.net| www.kosektas.com l İletişim: kosektas@kosektas.com

 Son Güncelleme: 2 Temmuz 2026
Hacıbektaşlı halk şairi ve yazar Cemil Gören, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen “Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı” belgesini almaya hak kazandı. Uzun yıllardır halk şiiri ve kültürel miras alanında çalışmalarını sürdüren Cemil Gören, başarı haberini sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu. Gören paylaşımında, Kültür Bakanlığı’nın açmış olduğu sınavı başarıyla tamamladığını belirterek, bu mutluluğunu dostlarıyla paylaşmaktan onur duyduğunu ifade etti.
26.05.2026
19 Mayıs, bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tarihsel simgesidir. Ancak bu günün taşıdığı anlam, yalnızca geçmişteki bir diriliş anısına değil, bugünün toplumsal ruh hâline de ayna tutar. Çünkü bir ulusun geleceğe bakışı, gençliğine verdiği değerle ölçülür; gençliğin geleceğe bakışı ise içinde yaşadığı toplumun duyarlılık kapasitesiyle. Bugün Türkiye’de 19 Mayıs’ın ruhunu zayıflatan en önemli sorunlardan biri, giderek yaygınlaşan toplumsal duyarsızlıktır. Bu duyarsızlık, kendiliğinden ortaya çıkmış bir hâl değildir; uzun yıllar boyunca çeşitli kültürel, siyasal ve sosyal mekanizmalarla üretilmiş, beslenmiş ve normalleştirilmiştir
19.05.2026
Sosyal medya platformlarında Almanya’daki yaşam üzerine yapılan değerlendirmeler büyük ölçüde öznel niteliktedir ve bireysel beklentilere, değer yargılarına, sınıfsal konumlara ve kültürel referans çerçevelerine göre belirgin biçimde değişkenlik gösterir. Dijital ortamda dolaşıma giren röportaj ve yorumlar, çoğu zaman kişisel deneyimlerin genelleştirilmesi, bağlamdan kopuk karşılaştırmalar yapılması ya da duygusal tepkilerin “gerçeklik” olarak sunulması gibi eğilimler nedeniyle analitik bir derinlikten yoksundur. Bu nedenle, sosyal medyada üretilen söylemler, Almanya’daki yaşamın bütüncül bir resmini sunmaktan ziyade, bireysel algıların ve toplumsal konumlanışların bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.
25.02.2026
Kitaplar, hayatınızı zenginleştirir, yaratıcılığınızı geliştirirler! Kitaplar, iyi günlerde coşkunuzu artırır, zor günlerde size umut aşılarlar! Kitaplar, karanlık günlerde adeta bir fener görevi görürler, yolunuzu aydınlatırlar! Okumak ve yazmak, sadece başkalarıyla iletişim kurmanızın bir yolu değil, aynı zamanda kendinizi geliştirmenin de bir yoludur. Merak, ona bağlı olarak da bilgi arayışı, yalnızca yaşama dair bakış açınızı genişletmekle kalmaz, aynı zamanda, iyi zamanlarınızda coşku, zor zamanlarınızda yaşama tutunmanızı sağlar! Hayatınız boyunca okuma açlığınızı gidereceğine inandığınız kitaplardan satın alın! Çünkü kitap satın almak; size umut verir, sizi mutlu eder, enerjinizi harekete geçirir, çocuklarınıza miras bırakabileceğiniz bir kütüphane oluşturmanızı sağlar.
19.02.2025
Temmuz Yangını

Madımak
Temmuz Yangını
Şair Dr. Salim Çelebi

Bu şiir, Madımak Katliamı’nı yalnızca “anımsayan” bir metin değildir; rüya–kâbus–vizyon üçgeninde ilerleyen, tarihsel acıyı kolektif bir diriliş ve yüzleşme ritüeline dönüştüren bir ağıttır.
Şair, Sivas’ta yakılan canları birer sembol, birer rehber, birer tanık olarak çağırır; bireysel rüyasını toplumsal hafızanın ortak rüyasına dönüştürür.

kosektas.net

Uyku tutmadı dün,
tam ortasındaydım kâbuslu bir düşün:
Uyanık da değildim uykulu da!
Kızıl karanfiller vardı sağ yanımda,
sol yanımda kördüğüm.
Hallacı Mansur da aralarındaydı, Pir Sultan da:
Tebessüm vardı yüzlerinde,
boyunlarında yağlı bir sicim.
İki Temmuz 1993’ü gösteriyordu takvim: “Saatli Maarif Takvimi.”
Bütün yaprakları iki Temmuzdu,
kaçırıyorum sandım aklımı;
üstündeki resimler: anamız, bacımız, oğlumuzdu.

Bir kez daha
kanıtlanmak istenmişti cehennemin varlığı!
Bir kez daha
yüceltilmek istenmişti yobazların barbarlığı!
Bir kez daha
yakılmak istenmişti mazlumların insanlığı!

İlk kez, düşümde düş gördüm!
İlk kez, dalga dalga diriliş gördüm!
İlk kez, tüm bedende gülüş gördüm!

Omzunda yüzülmüş derisi,
elinde meşale,
çağırdı yanına beni Seyyid-i Nesimi.
Çağırdı ve tek tek gösterdi
Maraş’ı, Çorum’u, Dersim’i.

“Gülden terazi tutarlar,
gülü gül ile tartanlar.
Gül alırlar gül satarlar,
çarşı pazarı güldür gül.” dedi.

Büyümemiş,
hâlâ 14 yaşında Menekşe Kaya;
orada da annelik yapıyor
12 yaşındaki yaramaz kardeşi Koray’a.
Tek bir saz çalıyorlar,
sarılmışlar birbirlerine, vücutları da tek!
Rengi altın sarısı,
mis kokan taptaze iki çiçek:

“Annemizi özledik: kucağını!
Haber veremedik yanarken,
biliyorduk bırakmayacağını!”

“Hediye almıştık babamıza, cebimizdeydi:
İnanır mısınız, kapkara olmuş deseni
bembeyaz ve kare kareydi!”

“Elimizdeki ekmek de yandı!
Açtık yanarken,
susuzluğumuz dağlandı!”

“Büyüklerimize hep inandık.
Biz de büyüyecektik,
çocukluğumuz muydu suçumuz,
nerede kaldı insanlık?”

Yutkundum,
konuşmalarını balla kesti Edibe Sulari:
“Güneş altında eriyen,
görüp ileri yürüyen;
çalışıp işe yarayan
insanlara canım kurban.”

Sazı eşliğinde sordu Âşık Mahzuni
“Bir dikili taştan gayrı nem kaldı?” diye.
Nutkum tutuldu!
“Bağdat’ta savaş,
Anadolu’mda sıkma baş
çığlığı var.” diyemedim.
“Kara duman çökmüş yurda,
onun için düştük derde.
Dosta giden yolun nerede,
izin ize benzemiyor.” dedi Muhlis Akarsu.

Tam ortalarındaydı Âşık Veysel:

Sermayem sazımdı, gözlerim âmâ,
tıkıldım beşimde tek gözlü dama.
Çok zor isim bulmak insan yakana,
kara toprak aklayamaz sizleri.

Pişirirdi anam yeşil madımak,
kör olsun, tadını unutmaz damak.
Neydi günahı da söndü kırk ocak,
yeşil yaprak saklayamaz sizleri.

Kabahati neydi ilim Sivas’ın,
aklını kullan ki insan olasın.
Taşıyor beyninden kirin ve pasın,
Kızılırmak paklayamaz sizleri.

Kulağıma fısıldadı
içlerinden en tıfılı:

“Saklambaç oynanıyor sandık:
Tarumar olduk,
sine sine saklandık!
Ali, Haydar, Ayşe;
sobe
diyemedik hiçbirimiz,
çok kurnazmış ebe:
Yandık!”

Soyadına benzeyen sesiyle,
“Ağaç demiş ki baltaya:
Sen beni kesemezdin ama
ne yapayım ki sapın benden.
Bak şu ağacın bilincine sen:
Ölen ben, öldüren benden.” dedi Ruhi Su.

Gür bir ses duyuldu korodan!
Söyleyeni çok,
sesleri tek, sözleri tok:
Dildik biz;
sazda, sözde dürüm dürüm acı yiyen!
Gül’dük biz,
bülbüle âşık, kendi dikeniyle büyüyen!
Gönüldük biz,
hak ve halk aşkı için eriyen!
Öldük biz,
sağ olsun yakanlar;
seyredenler şen!

Duruşu da heybetliydi sesi de:

“Şah’ı sevmek suç mu bana,
kem bildirdin beni han’a.
Can için yalvarmam sana,
Şehinşah bana darılır.

Ben Musa’yım, sen Firavun,
ikrarsız şeytanı lâin.
Üçüncü ölmem bu hayın,
Pir Sultan ölür dirilir.”

Yükselirken semaya yanık kokusu ve duman,
biz de yükseldik
ve seyrettik 33 metre yukarıdan;
yüreği kan,
teni kan kokan
kan emicileri.

Rüyalarımız vardı:
Kül olduk düşlerimize,
ödül olduk gençlerimize,
savrulduk bilinçlerinize!

Sırtımızda kambur 2 Temmuz 1993!
Ey evlat,
insanlık için söz ver ve ant iç:
“Geliyorum” demez
ve “acaba gelir mi?” diye beklenmez şeriat.
Görebildiğin herkese tek tek anlat:
İçin sızlar;
kara çarşafa zorla sokulduğu zaman
anan, bacın ve kızlar.
Ne güneş kurtarabilir seni
ne de karanlıkta seyrettiğin şu yıldızlar.
Ben uyandım!
Ya sizler?

“Yanında dağılmış kâğıtlar
ve tütün tabakası var.
Bir bez parçasıyla
ağzını tıkamışlar,
cesedini sırtüstü
boyunca uzatmışlar.

Bir deniz kabuğunda
dalgaları duyanlar;
boş bir mermi kovanı
sizce nasıl uğuldar?”
Metin Altıok’tu bu soruyu soran.
Durur mu,
hemen yanıtladı Dr. Behçet Aysan:
“Kana boyandı kirmenimde yün,
kuşmarlara, tuzaklara düştüm,
menevişlendi durgun sularım.
Sedef
bir bıçak aldım dostlar,
güneşi yiyorlar
aç kuşlar!”

Ve devam etti:
“İndirdi kepengini üstümüze
kara böğürtlen bir gece:
Ne yapsam
pirinç şamdan taşısam!

Geçirdi hevengini yağlı urgan,
boynumuzda bir kiraz dalı:
Ne yapsam
çatal dirgen kullansam!

Bindirdi dengini bir katara
bal rengi kömür gibi acıdan;
açlık, gözyaşı, kan!

Bindallı fistanı gül,
işliği mavi çelik tül
savrulsa külleri harman!

Yaralı ve yayan yürümektedir yaşam:
Ne yapsam, ne yapsam
bir çatal dirgen, bir pirinç şamdan!”

Birlikte, yeniden yaşadık 2 Temmuz 1993’ü.
Birlikte, yeniden seyrettik
kılların bile kıpırdamadığı
külleşen “Madımağı.”

Şair Dr. Salim Çelebi