Berrak dili ve olağanüstü yazı kabiliyeti yanında, vaktiyle gezip tozduğu mevkiileri, yaşadığı anı ve hatıraları yazıya dökerek, bizlere Köşektaş'ın Günendisi`nde kısa ve tatlı bir gezi bahşeden Köşektaşlı eğitimci Hacı Çöl`ün; eski kuşaklardan devraldığı emanetlerle, doğaya karşı gösterdiği duyarlılık takdire şayan diğer yönleri. Kolay ele geçmez bu güzel çalışma için eğitimci Hacı Çöl`e çok teşekkür ederiz. kosektas.net
___________________________________________________________________________________________
Sonbahar ve Eskibağ, bir birine çok yakışan zaman ve mekan. Çocukluğumdan beri beni çeken bir yanı vardır Eskibağ´ın. Bozkır ortasında az da olsa bitki örtüsüne sahip olması, belki de bende ormanlık alan izlenimi bırakmış olmalı. Zerdali, badem, alıç, kara erik, ağaçlarının kapladığı alanın zemini harap kalmış bağlarla kaplıdır. Yirmi yıl öncesindeki yangında büyük zarar görmesine rağmen, hala o özgün yapısından izler taşıyor.
Çoraklık`ın suyunu köyde bilmeyen yoktur. Hazmı kolaylaştıran, içimi hoş tadı; onu, damacana sularından üstün kılar. Az ama kararlı akışı ile yaşanan kuraklığa meydan okuyor. Çeşmeden biraz yukarı çıkınca alıç ağaçlarıyla karşılaşırsınız. Kırmızı alıçtır çoğu, sarı alıçları tutmaz ama tatları fena değildir. Biraz daha iç kesimlerde badem ağaçları vardır. Yılına göre ya çok verir ya da hiç olmaz. Bu sene pek yoktu.
Eskibağ´ın içlerinden yukarı doğru çıktıkça Sivri’ye yaklaşırsınız. Adından da anlaşıldığı gibi bir tepedir Sivri. Ama öyle yüksek bir dağ zirvesi falan değildir. Düzlük bir arazide küçük yükseltiler bile bize dağ, tepe görünür. Sivri’de onlardan biridir. Çocukluğumuzda çiğdeme gidişlerin zirvesiydi. O yıllarda doğal hayat daha zengindi. Derelerin içinden tilki ya da tavşan kalkar, biz de yakalayabilecek gibi peşlerinden kovalardık. Hatta biraz şanslıysanız, çil keklik zurbası bile kalkabilirdi önünüzden.
Sivri`den epey aşağı indiğinizde Kadıpınarı ile karşılaşırsınız. Şimdilerde akıp akmadığını bilmiyorum Kadıpınarı çeşmesinin. Çocukluk yıllarımda babamla birlikte kuzu güttüğüm zamanlarda babam anlatmıştı buranın hikayesini. Osmanlı zamanında Barak`la bizim köy arasında itilafa düşülüp kadıya gidiliyor. Kadı buradan ezan okutur. Ezan sesi köyden işitildiği için kadı burasını bizim köye verir. Adını da bu öyküden alır Kadıpınarı. O yıllarda yalnız geçişlerimde korkar, dışımdan türkü söyler ya da ıslık çalardım hızlı adımlarla inerken Kadıpınarı’nı.
Kadıpınarı`nın hemen altında Duran’ın elmalığı vardı o yıllarda. Ancak torunlarında görebildiğimiz çalışkanlıkla yetiştirdiği elma ağaçları ve karısı Laz Kızı’nın fasulye bahçesi aklımda kalan yerlerdendi. O çeşme ve derelerden akan sularda çöp yarıştırırdık çocukluğumuzda. Çöp, Cinnaa’ya gelince biraz korkardık adından kaynaklı. Akan dereler boyu suları düşündükçe küresel ısınmanın ne demek olduğunu anlıyorsunuz.
Eskibağ`ın farklı bir yüzü vardır. Orası babalarımızdan, dedelerimizden kaldı bizlere. Odun yapma ya da tarla açma gerekçeleriyle ağaçlara kıymayalım. Belki bize, bire 10-15 kile buğday vermez ama orası bizim için emanettir. Köyün bir tarafını ağaçlandırmaya çalışırken var olanları gözden çıkarmayalım.
___________________________________________________________________________________________
Anasayfa