Son günlerde yapılan, gerçeği yeterince yansıtmayan tartışmalar üzerine, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tarihe mal olmuş bazı gerçekleri burada paylaşarak, hatırlatmakta yarar gördüm. Umarım bu, genel olarak ufkumuzun genişlemesine ve konuyla yakından ilgilenenlerin ise bu konuda daha fazla araştırma yapmasına olumlu katkı sunar.
Alevisi Sünnisi, Lazı Çerkezi, Türkmeni, Kürdü... insan insandır; iyisi de olur kötüsü de. Kötülüklerin yerilmesi (eleştirilmesi) nasıl doğalsa; insanların güzel değeleri ile övünmesi veya başkaları tarafından övülmesi de doğal olanıdır.
İnsanlarda olduğu gibi devletlerde de durum böyledir; her zaman bardağın dolu tarafının yanında, bir de boş tarafı vardır. Osmanlı İmparatorluğu da tarihte doğmuş, hükmetmiş ve son bulmuş onlarca Türk Devletinden bir tanesidir; 1299’dan 1922’ye kadar, 623 yıl gibi uzun bir süre, geniş bir coğrafyada, kendine özgü siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, askeri vb. yapısı ile hüküm sürmüştür.
İyi yaptıklarının yanında yanlış yaptıkları da olmuştur mutlaka. Sonuçta gün gelmiş yaptığı yanlışların çokluğu sebebiyle de tarih sayfasından da silinmiştir.
Örneğin, dile kolay 272 yıl gibi bir süre yerinde sayan Osmanlı zihniyeti “gevur icadı“/ „şeytan icadı” olarak gördüğü matbaayı kullanmak istememiştir. Yenilikleri (Rönesans) izleyememe nasıl duraklama devrini beraberinde getirmişse; ard arda yapılan ve kaybedilen anlamsız savaşlar da, borçlanmanın, güç kaybetmenin ve Gerileme Devriyle beraber sonun da başlangıcı olmuştur.
Bu dönemde başlayan kapitülasyonlar sonucu Osmanlı, ekonomisini tamamen olmak üzere; maliyesini, eğitimini, ordusunu ve dilini de kısmen Fransa, Almanya gibi diğer ülkelere teslim etmek zorunda kalmıştır.
Örneğin Dağılma Devri ile beraber (1792) dışarıya gırtlağına kadar borçlanması nedeniyle son yıllarında “ordusuna ekmek yediremeyecek” duruma gelmesi ve Cemal Paşa’nın deyimiyle „maaş ödemek için“Birinci Dünya savaşına girmesi gibi. (1)
Bilindiği gibi Enver Paşa Osmanlı’yı % 6 faizle Almanya’dan aldığı 5.000.000 altın lira kredi karşılığı Almanya'nın yanında Birinci Dünya Savaşı’na sokar. Almanya’nın yenilmesi ile beraber, Çanakkale’de kazanılan zafere rağmen, Osmanlı Devleti de yenik sayılır. İstanbul’un İngilizler tarafından işgali ile beraber Osmanlı’nın son hanedanı Vahdeddin de teslim bayrağını çeker ve gider İngiliz mandacılığını halka sevdirmek için kurdurtulan İngiliz Muhipler (Dosları) Cemiyetine üye olur. (2)
Mustafa Kemal Anadolu’da yeni bir devlet kurmak için Samsun´a doğru yola koyulurken Osmanlı Devleti, memurunun maaşını ödeyecek durumda değildir, İstanbul halkı resmen açlık çekmektedir. (1)
En vahim olanı da: „Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” diyerek milli mücadeleyi başlatmak için Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal’e ve Kuvay-ı Milliyeci arkadaşlarına Osmanlı Hanedanı Vahdeddin’in 24 Mayıs 1336 (1920) yılında idam fermanı çıkartmış olmasıdır. Ferman Osmanlı Devletinin resmi dili olan Osmanlıca yazılır. Fermanın orjinali ve Türkçesi için bkz. kaynakça: (3)
Ferman yetmiyormuş gibi, Padişah Vahdeddin, zamanın Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi’ye bir de fetva çıkarttırmayı ihmal etmez. Çıkan fetvada ise kısaca şunlar yazılıdır:
„Padişah'ın aksi emrine rağmen istilacılara karşı direnişe geçen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp hatta her müslümanın dini görevidir. Bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılır. (4)
Bu fetva Anadolu’da tayyare ile havadan attırtılarak halka dağıtılır.
Yukardaki fetvanın sahibi son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi, o zamanlar emperyalizme karşı duran Türk milliyetçiliğine de karşıdır. Yunanistan'da çıkardığı „Yarın” isimli gazetede1927 yılında yazdığı şiirde Türklüğüne tövbe ettiğini, Türklükten istifa ettiğini açıkça söyler:
“Yalnız Müslüman ve insan
Olarak kalmak üzere, Türklükten,
Şeref ve izzetimle istifa
Ediyorum Allah'ın huzurunda!...
...
Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme
Beni Türk milletinden ad etme° (4)
623 yıllık bir İmparatorluğu bir kaç cümleyle anlatmak mutlaka kolay değil. Bu konuda mutlaka söylenecek ve yazılacak çok şey bulunmakta...
Yukarda Osmanlı’nın borçlarından bahsetmiştim, kim ödemiştir teslim olduktan sonra Osmanlı’nın borçlarını bilirmisiniz ? İşte o, emperyalizmle işbirlikçilerin hep yermeye çalıştıkları, Mustafa Kemal’in, Anadolu’da yaşayan Alevi, Sünni... her türden inanç ve milliyetten halkı egemen yaptığı genç Cumhuriyet.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu genç Cumhuriyet, Osmanlı’nın 1912 den önceki borçlarının % 62sini ve o tarihten sonra yapılanın ise % 76sını üstlenir ve 1954 yılında ancak bitirir. (1)
Konumuz dışı da olsa belirtelim: 1950lerde genç Cumhuriyet”in borcu 250 milyon Dolar civarndadır. Bunlarda çoğunlukla altyapı yatırımı amaçlı kullanılmıştır. Bugün ülkeyi 500 milyar Dolar gibi korkunç bir borç batağına batıranlar ve özelleştireceğim diye ülkenin elinde avucunda ne varsa satıp savuran zihniyet aynı zihniyettir. Bu zihniyet, aradan geçen bunca zamana rağmen tarihten de pek ders almamıştır. (1)
Tarihten öğrenmenin birinci koşulu olayları sorgulamak ve araştırmaktan geçer. Sormayan, okumayan, araştırmayan insan, bugün bilgi çağında da yaşasa cahil kalır. Hani „Atatürk’ü sevmiyorum”; “İngiliz egemenliğinde yaşasam daha özgür olurdum!”, diyen kız varya! İşte onun gibi. Aydınlanamayarak cahil kalan toplumlar ise köle olarak yaşamaktan kurtulamazlar.
Özdilek Şimşek Sosyolog
18.07.2008, D-Moers
----------------------------------------------------------------------------------
Kaynakça:
(1) http://www.haber24.web.tr/yazar.asp?yaziID=744
(2) http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiliz_Muhipleri_Cemiyeti
(3) http://www.yorumla.net/turk-tarihi/481833-ataturk-hakkinda-hain-vahdettin-imzali-i
dam-fermani-orjinal.html
(4) http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Sabri_Efendi